"Kısa süren bir ömür, uğruna can verilen bir ülke için sonsuzluğa uzanan destandır."
KİMLİĞİ VE YEMİNLİ DURUŞU
Kırşehir’in Kaman ilçesinden fışkıran bir fidandı o. Henüz 18 baharını yaşamış, fakat kalbine yurdunun derdini sığdırmış bir gençti. Adı Mustafa SİVRİ. Göğsünde taşıdığı Türk Milliyetçiliği ideali, onu Ankara’nın zorlu sokaklarına, Akdere Semti Kırkağaç Sokak’a sürüklemişti. O, sadece ikamet eden bir vatandaş değil, vatan davasına adanmış bir neferdi.
Eğitimi, hayatının savaş alanıydı. Cebeci Kurtuluş Lisesi’nde, henüz ikinci sınıfta okuyan bu yiğit ülkücü, sadece ders kitaplarını değil, aynı zamanda ülkesinin geleceğini de omuzlarında taşıyordu. Okul yılları, onu Abidinpaşa Ülkücü teşkilatında aldığı görevle birleştirmiş, bu genç omuzlara ağır bir sorumluluk yüklemişti.
TEHDİTLERE ALDIRMAYAN CESARET
Ankara’da okulların duvarları, kararlılığın ve korkunun keskin hatlarıyla çizilmişti. Devrimci-solcu öğrenciler, gençliğin kalbi olan okullarda terör estiriyor, şiddetle istediklerini yapıyorlardı. Yetkililerin çoğu sessiz kalırken, Mustafa Sivri gibi adanmış ruhlar bu karanlığa karşı tek başına duruyordu.
Mustafa, bu tehlikenin farkındaydı. Daha önce de hedef gösterilmiş, saldırıya uğramış, hatta hafif yaralarla bu alçakça saldırılardan kurtulmayı başarmıştı. Bu saldırılar onu yıldırmadı; aksine, duruşunu daha da sağlamlaştırdı. O, geri adım atmayı değil, tehlikenin ortasında, ideallerinin bayrağını daha da yukarıda tutmayı seçti. O, sadece 18 yaşındaydı, ama taşıdığı ruh, yüzlerce yıllık bir inancın ağırlığını taşıyordu.
SON NEFES, SON MÜCADELE
Takvimler 2 Mart gününü gösteriyordu. Kahramanların son anları genellikle sisli ve ani olur. O gün, Cebeci Kurtuluş Lisesi’nin çıkışında, pusu kurulmuştu. Komünist militanlar, sayıca üstün ve kalleşçe bir yöntemle, genç Mustafa’ya karşı harekete geçti. Hiçbir uyarı olmadan, vicdansızca bir yaylım ateşine tutuldu.
O, sırtından vuruldu. Bir mücadele adamının yüz yüze bakacağı bir savaş değildi bu; bu, karanlığın ışığa karşı kurduğu alçakça bir pusuydu. Ağır yaralarla yere yığıldığında bile, verdiği mücadele henüz bitmemişti. Acil olarak Numune Hastanesi’ne kaldırıldı; genç bedeni tam dokuz gün boyunca ölüme karşı direndi.
Ancak, 11 MART 1979 tarihinde, bu destansı mücadele son buldu. Mustafa Sivri, 18 yaşında, inancından zerre taviz vermeden, ülkücü bir şehit olarak ebediyete yürüdü.
KARŞIYAKA’DAKİ SON HÜZÜN
O, Ankara’nın soylu topraklarında, Karşıyaka Mezarlığı’nda, davasının bekçileri arasına katıldı. Bir öğrenciydi, bir idealistti, bir kahramandı. Canını ortaya koyduğu vatan sevdası, 18 yıllık kısa ömrünü, milletinin hafızasına kazınacak büyük bir fedakârlığa dönüştürdü. Onun adı, bir devrin karanlığını yırtan cesaretin sembolü olarak anılacaktır.
"Bazı insanlar sadece yaşamaz, ölürken bile arkalarında, gelecek nesillere miras kalacak sarsılmaz bir kararlılık bırakırlar."