"Bazı hayatlar, bir ders kitabının kuru sayfaları arasına sığmayacak kadar büyük bir yemindir. Orhan Kaplan’ın öyküsü, 19 yaşın omuzladığı bu yeminin destanıdır."
KİMLİĞİ VE ADANMIŞLIĞIN GENÇ YÜZÜ
Ankara, 1980 yılının kış karanlığında titrerken, Orhan Kaplan adında bir üniversite öğrencisi vardı. Henüz 19 yaşındaydı. Hayatının en verimli çağında, kitaplarını ve inançlarını Kayaş’taki mütevazı bir evde, iki ülküdaşı, İsa Bal ve Hasan Coşkun ile paylaşıyordu. Onlar sadece birer öğrenci değildi; onlar, ülkülerinin sancağını yüksekte tutmak için bir araya gelmiş, yarınlara adanmış ruhlardı.
20 GÜNLÜK DİRENİŞİN KARARLILIĞI
O karanlık dönemde, onların bu adanmışlığı terörün hedefi olmaktan kurtaramadı. THKP-C militanları, öğrencilerin bu kararlılığını kırmak için 20 gün önce o eve alçakça bir saldırı düzenlemişti. Bir bomba sesi yankılanmış, ardından tehdit dolu bildiriler kapının eşiğine bırakılmıştı. Bu, açık bir gözdağı, bir geri çekilme çağrısıydı. Ancak Orhan ve arkadaşları yılmadı. Onlar, evlerinin ve ideallerinin kutsallığından taviz vermedi. O tehlike çemberinin içinde derslerine devam ederek, korkuya teslim olmamanın en büyük kahramanlık olduğunu ispatladılar. Onlar, o 20 gün boyunca, ölüme meydan okuyan bir yeminle yaşadılar.
09 MART 1980: TUZAĞIN SESİ
Takvimler 09 Mart 1980’i gösterdiğinde, üç ülküdaş, yine aynı azimle, aynı çatının altında ders çalışıyorlardı. Dışarıdaki dünyanın kaosu, o anlık konsantrasyonun sessizliğinde kaybolmuştu ki, kapı çalındı. Geleneksel bir refleksle, görev bilinciyle Orhan Kaplan, kapıya doğru yürüdü.
"Kim o?" diye seslendi genç adam.
Cevap, tarihe kara bir leke olarak geçecek, alçakça bir hileydi: "Açın kapıyı, ihbar aldık, biz polisiz."
O an, bu vatanın polisine, devletin güvenliğine sonsuz bir inanç duyan genç yürekler bakışlarıyla karar verdi. Geri çekilecek bir suçları, saklayacak bir korkuları yoktu. Orhan, kapıyı açmaya yöneldi. Bu, onun tehlikeden kaçmak yerine, yasal otoriteye duyduğu güveni temsil eden, fedakarlığının son eylemi oldu.
KAPIYA YÜRÜYEN SON NEFES
Orhan Kaplan, kapının kilidini çevirdiği anda, hain pusu kurulmuştu. Masumiyetin kapısını açan genç kahraman, bir anda şakağına isabet eden kurşunla yere yığıldı. Bir ideali korumak için attığı son adım, onun şehadete yürüyüşüydü.
Vahşet bununla da bitmedi. Katiller, rastgele ateş saçarak evin kutsal huzurunu kana buladı. İsa Bal ve Hasan Coşkun ağır yaralandı, ancak Orhan Kaplan, 19 yaşının baharında, inançları uğruna can vererek Ülkücü şehitler kervanının en genç neferlerinden biri olarak ebediyete intikal etti.
Katiller, yaptıkları ihanetin karanlığına sığınarak kaçıp kayboldular. Ama onların kaçışı, Orhan Kaplan’ın bıraktığı ışığı söndüremedi. O, sadece fiziksel olarak düşmedi; vatanın mukaddes davası uğruna yıkılmayan iradenin timsali olarak tarihin en onurlu sayfasına mühürlendi.
"O artık sadece 19 yaşında bir öğrenci değildi; o, kapıyı açarak tarihin yüreğine cesareti mühürleyen, Ankara’nın destanlaşmış yeminidir."