"Kaderin yazdığı her satır, millet sevdasıyla yıkanmış yürekten kopan bir yemindir. O, bu yemini canıyla ödedi."
KİMLİĞİ VE YÜKSELEN MİRAS
Toprakların derinliğinden, 1955 yılında Konya’da, millet sevdasına adanacak bir hayat başladı: Mustafa Gönül. Bir memur ailesinin evladı olarak, hayatının ilk ve orta öğrenim yılları, yurdun dört bir yanını dolaşarak geçti; sanki Anadolu onu gelecekteki görevine hazırlamak için bizzat eğitmişti. Ancak Mustafa’nın zihnindeki asıl büyük hedef, İzmir’de yeşerecekti. O, bilim ışığı peşinde koşan bir öğrenciydi, İzmir İktisat Fakültesi sıralarında geleceğin ülkesini inşa etmeyi hayal ediyordu.
İDEALLERİN ADANMIŞ ÇAĞI
İzmir, sadece bir öğrenim şehri değil, aynı zamanda ideallerin çelikleştiği bir mücadele meydanıydı. Mustafa Gönül, genç yaşta, 1974 yılında Ülkü Ocakları Derneği yönetim kurulunda görev alarak, inancını aksiyonla mühürledi. O, kuru bir slogan peşinde değildi; milleti için omuz vermeye, geleceği inşa etmeye kararlıydı. 1978 yılına gelindiğinde, İzmir MHP Gençlik Kollarındaki yönetim görevi, onun davasına olan adanmışlığının, riskin büyüklüğüne rağmen geri adım atmayacağının en güçlü kanıtıydı. O, fırtınanın en şiddetli estiği yıllarda, inançlarının bayraktarlığını üstlenmişti.
O KARANLIK GÜN: 9 MART 1978
Takvimler 9 Mart 1978’i gösteriyordu. Bir bahar sabahı, İzmir sokakları, sıradan bir günün telaşını yaşıyordu. Mustafa, arkadaşlarıyla birlikte okuldan çıkmış, omuz omuza yürüyordu. Yolları, tehlikenin kol gezdiği İzmir Atatürk Lisesi önüne düştü. Orada, elinde ideolojik silahları ve karanlık nefretleriyle bekleyen devrimci-komünist militanlar vardı; dergi kılıfında zehir saçıyorlardı.
Bu, sadece bir karşılaşma değildi; inançla nefreti, vatan sevdasıyla yıkımı temsil eden iki karşıt cephenin kanlı hesaplaşmasıydı.
SON SAVAŞ VE ZULMÜN GÖLGESİ
Silahlar çekildi. Korkakça ve haince, yolda yürüyen silahsız gençlere ateş açıldı. Kahraman Mustafa Gönül, o anda vatanın ve inancının bedelini ödemeye hazır bir nefer gibi dimdik durdu. Ateş altında ağır yara alarak yere düştü. Hayatı, öğlen vakti, kanlı İzmir sokaklarına akıyordu.
Can havliyle hastaneye ulaştırıldı. Ancak kahramanlık destanının bu son perdesinde, kurşundan daha acı bir gerçekle yüzleşildi: Tedavi beklerken, nöbetçi doktorun “yemekteyim” gerekçesiyle ilgilenmeyi reddetmesi, Mustafa’nın hayatta kalma savaşını trajik bir şekilde sonlandırdı. O, sadece hasım kurşunlarıyla değil, aynı zamanda vazife bilinci olmayan bir ihmalin gölgesinde hayata veda etti.
ŞEHADETİN MÜHRÜ
Mustafa Gönül, bilinciyle ve kanıyla ödediği ağır bedel sonrasında, kan kaybından şehadete yürüdü. Henüz 23 yaşında, idealleri, umutları ve ülküleri yarım kalmış bir destan olarak tarihe geçti. 09 Mart 1978, sadece bir tarih değil; inanmış bir gencin, milleti için akıttığı kanla, vatanın istiklal mührünü yeniden bastığı gündür.
"Unutulmasın ki, vatan toprakları ancak fedakârlıkla sulanmış kanın şahadetiyle, asırlar boyu sürecek bir yeminle mühürlenir."