"Bazı ruhlar, doğdukları toprakların yeminiyle yoğrulur; onların hayatı bir görev, ölümleri ise gelecek nesillere bırakılmış sarsılmaz bir destandır."
YÜREĞİ MUĞLA'DA YEŞEREN MİLLİYETÇİ: KİMLİK VE ADANMIŞLIK
O, 01 Ocak 1962 yılının soğuk ve çetin başlangıcında, adını tarihe altın harflerle yazdıran bir ülkü deviydi: SABAHATTİN GİRGİN. Doğduğu topraklar olan Muğla, aynı zamanda onun son menzili olacaktı. Bir yanıyla profesyonel dünyanın içinde yer alan, bir iplik fabrikasında müdürlük gibi önemli bir pozisyonda sorumluluk taşıyan bu kahraman, diğer yanıyla tüm varlığını milli mücadeleye adamıştı. O sadece bir yönetici değil, aynı zamanda davanın kurucu direklerinden biriydi.
İPLİKLERİN ARASINDA DOKUNAN MÜCADELE ATEŞİ
Sabahattin Girgin, sadece makam odasında değil, fikrin ve davanın en ön safında duran bir liderdi. Henüz o yıllarda bile, ülkücü hareketin teknik gücünü birleştirmek adına atılan büyük bir adım olan Ülkücü Teknik Elamanlar Derneği’nin kurucuları arasında yer alması, onun vizyonunun ve adanmışlığının bir kanıtıdır. Üstelik, zorlu şartlara rağmen MHP Gaziantep İl teşkilatının da bir üyesi olarak, ülkesinin her köşesinde bu kutlu davanın filizlenmesi için mücadele ediyordu. Onun müdürlük koltuğu, sadece bir iş yeri değil, aynı zamanda milliyetçi fikrin yayılması için bir karargâhtı.
01 OCAK 1962: KADERİN YAZILDIĞI SABAH
Yeni bir yılın ilk günüydü; birçoğu için umut ve başlangıç anlamına gelen o sabah, Sabahattin Girgin için ebediyete doğru atılan son adımları temsil ediyordu. Her sabah olduğu gibi, görevinin çağrısına uyarak işine gitmek için yola koyulmuştu. O adımlar, sadece bir fabrikanın kapısına değil, aynı zamanda milleti için ödediği ağır bedelin eşiğine atılıyordu. Günlük hayatın en sıradan anında, bir markete girmek için yönünü değiştirdiğinde, kaderin o karanlık perdesi aralandı.
ZULME KARŞI SON NEFES VE ŞAH DAMARININ YEMİNİ
O an, kalleşliğin en çirkin yüzüyle karşılaştı. Marketin içinde pusuda bekleyen iki militan, davasına duyduğu kinin esiri olarak, silahsız ve yalnız bir kahramana saldırdılar. Bu bir çatışma değildi, bu bir infaz girişimiydi. Ancak Sabahattin Girgin, zulme boyun eğmeyen duruşunu son ana kadar korudu. Bedenine tam on bir bıçak darbesi isabet etti; her biri, o günlerde verilen mücadelenin ne denli çetin ve ölümcül olduğunun sessiz tanığıdır.
En son ve en acı darbe, hayatın ve iradenin kaynağına, boğazına yöneltildi. Şah damarını kesen o bıçak darbesi, sadece bir fiziksel yaralanma değil, bir idealin bedeliydi. Kanı, milleti için akıtılan kutsal bir nehir gibi toprağa karışırken, Sabahattin Girgin, kan kaybından şehit oldu. O, bedenini on bir yara ile sarmalamış, ama ruhunu asla teslim etmemişti. Şah damarının kesilmesiyle mühürlenen o şehadet, milliyetçi hareketin hafızasına kazınmış, zamansız ve destansı bir vedaydı.
EBEDİYET MAKAMI
Muğla onu doğurdu, Muğla onun mücadelesine tanıklık etti ve nihayetinde Muğla, onun aziz naaşını bağrına bastı. Şehit Sabahattin Girgin, şimdi Muğla Ortaca Asar mezarlığında, doğduğu ve uğruna öldüğü topraklarda sonsuz uykusundadır. O, 1962 yılının başında dökülen kanıyla, bir davanın onurunu ve şerefini sonsuza dek yücelten bir meşale olmuştur.
"Sabahattin Girgin, bedenini toprağa verdiği yerde, Muğla Ortaca Asar mezarlığında yatmaktadır; ancak bıraktığı her damla kan, bu milletin geleceğine atılmış en sağlam imzadır."