"Bazı yiğitler, ömürleri bir bahar kadar kısa sürse de, verdikleri son nefesle tarihe sığacak bir destanın başlangıcını yazarlar."
KİMLİĞİ VE YÜKSELİŞİNİN YILI
Adı Mehmet Doğruyol’du. Türk milliyetçiliği davasına adanmış, davasının simgesi olan bir Ülkücü şehitti. Takvimler, gençliğinin baharında koparıldığı o karanlık günü, 09 Mart 1978 olarak işaretlerken; şehadet mekânı, davanın mücadele meydanı olan kadim şehir İstanbul’du. Henüz on sekiz yaşındaydı; hayatının en verimli, en umut dolu döneminde, bir milletin geleceği için yüreğini ortaya koymuştu.
İNANÇLA YANAN GENÇ BİR YÜREK
O bir öğrenciydi; Orhan Gazi Lisesi’nin koridorları onun kararlılığının yankısıyla doluydu. Fakat Mehmet sadece ders çalışan bir genç değildi; o, okulun Ülkücü teşkilatının başkanıydı, gençliğin lideriydi, bayrağı en önde taşıyan neferiydi. Başarısı ve inancındaki sarsılmaz duruş, karanlık ideolojilerin temsilcileri olan TİKKO militanlarını huzursuz etmişti. Mehmet’in yaptığı her başarılı çalışma, onların kurmak istediği yıkımın önünde dimdik bir engeldi. Bu nedenle, genç liderin yükselişini durdurmak için alçakça bir karar alındı: Mehmet Doğruyol infaz edilecekti.
MERHAMETİN GÖLGESİNDEKİ TUZAK
Bir kahramanın en zayıf anı, genellikle en yüce erdemiyle sınandığı andır. Mehmet’in en büyük erdemi ise davasının gerektirdiği omuzdaşlık ve yardımseverlikti. İnfaz emrini veren devrimci-komünist militanlar, bu erdemi bir tuzak olarak kullanmaya karar verdiler.
Aynı okulda okuyan, ancak ideolojik ihanetin karanlığına düşmüş olan Selma Çakır isimli kız militan görevlendirildi. O, sahte bir çaresizlik maskesiyle Mehmet’in yanına gitti; ailevi sorunları olduğunu, babasıyla konuşması için yardımına ihtiyacı olduğunu söyledi. Mehmet, okul başkanıydı; görevi sadece davasını savunmak değil, aynı zamanda ihtiyacı olan her öğrenciye el uzatmaktı. İşte bu kahramanca görev bilinciyle, kendisine kurulan kalleş tuzağı fark etmedi. Bilmediği şey, istenen babayla konuşma eyleminin yalan olduğu, her şeyin Cevizli mahallesindeki kanlı pusu için bir bahane olduğuydu.
SON YÜRÜYÜŞ, EFSANEVİ DÜŞÜŞ
Mehmet tereddüt etmedi, yardım teklifini kabul etti ve buluşma yerine gitmek üzere yola çıktı. Gençliğin temiz kalbiyle, karanlık bir kaderin beklediği Cevizli mahallesine doğru yürüdü.
Cevizli’ye vardığında, karanlık plan devreye girdi. Tuzaklarını kurmuş olan TİKKO militanları, genç lidere vicdansızca kurşun yağdırdılar. Mehmet Doğruyol, inandığı değerler uğruna, merhametinin bedelini ödeyerek şehit düştü. Hainler, son bir alçaklıkla, davasının en gür sesi olan bu genci tren yolunun kenarına bıraktılar. Ancak adalet, şehit kanının döküldüğü yerde sessiz kalmadı. Cinayeti işleyen katiller, çok geçmeden polisle silahlı çatışmaya girerek yakalandılar ve genç Mehmet’in davası bu dünyada bile karşılıksız kalmadı.
ŞEHADETİN SESİ
Mehmet Doğruyol, on sekiz yaşında bedeniyle düştü; ancak inancıyla ayakta kaldı. O, bir öğrencinin kaleminden çıkan mücadele ruhunun, bir liderin dürüstlüğünün ve bir yiğidin cesaretinin 09 Mart 1978’de sonsuzluğa yürüyüşünün destanıdır.
"O, sadece 18 yıl yaşadı, fakat merhametini dahi bir siper yaparak, adını fedakârlık ve cesaret kitabına altın harflerle yazdıran ölümsüz bir sancaktardır."