"Ölümün gölgesinde dahi, davasının sonsuza dek yaşayacağına inananlar; canını değil, sadece bedenini toprağa verirler."
YILMAZ KESKİNDERİCİ: TOPRAĞIN ADANMIŞ OĞLU
Yılmaz Keskinderici, 26 yıllık kısa ama çelikten iradesiyle örülmüş ömrüne, memleketi Aydın’ın Karasu ilçesinden aldığı derin vatan sevgisini sığdırmıştı. O, sadece bir öğrenci değildi; Anadolu’nun toprağını bilen, elini nasırlı, ruhunu temiz tutan bir Türk Milliyetçisiydi. İlk tahsilini Karacasu’da tamamladıktan sonra, Söke Tarım Okulu’nda teknisyenlik diplomasını alarak millete hizmet yolunda ilk adımlarını atmış, Gönen Türk-Alman çiftliğinde stajını tamamlamış ve Çankırı Kurşunlu’ya atanmıştı.
Ancak Yılmaz’ın ruhu, sadece toprağı ekip biçmekle yetinmedi; o, milletinin geleceğinin ekildiği en zorlu tarlaya, fikri mücadele alanına koşmak istedi. Bu çağrıya uyarak Üniversite sınavlarına girdi ve Eskişehir İktisadi ve Ticari İlimler Akademisi’nin yolunu tuttu. O, artık sadece bir teknisyen değil, vatanın ilim ve irfanla savunulması gereken cephesinde bir neferdi.
1976: YÜREKLERİN ATEŞE ATILDIĞI YIL
Yılmaz Keskinderici’nin akademik mücadeleye atıldığı yıl olan 1976, Türkiye’nin en karanlık, en çetin mücadelelerle kuşatıldığı dönemdi. Olaylar bir çığ gibi büyüyor, sokaklar, okullar ve hatta mahalleler ideolojik savaşın cepheleri haline geliyordu. Komünist güçler silahlı saldırılarını sürdürmekte, namlular kan kusmaktaydı. İstanbul’da İTÜ ve İstanbul Üniversitesi, Ankara’da ODTÜ, Siyasal ve Hacettepe, İzmir’de Ege Üniversitesi gibi ilim yuvaları, sol terörün yuvalandığı, kurtarılmış bölgeler ilan edilen alanlara dönüşmüş, ülkücü gençlerin nefes alması bile engellenmekteydi.
Yılmaz, bu ateş çemberinde, inandığı değerler uğruna geri adım atmadan duran binlerce Ülkücü gençten biriydi. O yıl, sadece Eskişehir’de değil, tüm yurtta tam 35 Ülkücü genç, inancının bedelini canıyla ödemişti. Yılmaz biliyordu ki, kendisinin de her an o destansı listeye adı yazılabilirdi; ancak bu bilgi, onun cesaretini bilemekten başka işe yaramadı.
08 MART 1976: FEDA VAKTİ
8 Mart 1976 Pazartesi günü, Eskişehir’in kalbi, bir ihanet ve kuşatma sahnesine tanıklık etti. Eczacılık Fakültesi, devrimci öğrenciler tarafından boykot edilmiş, içeride kalan masum Ülkücü öğrenciler can güvenliğinden mahrum bırakılarak adeta mahsur kalmıştı.
Yılmaz Keskinderici, bu zulmü uzaktan seyredemezdi. Dostluk ve ülküdaşlık yemini, onu, en büyük tehlikeye doğru sürükledi. Kendi hayatını hiçe sayarak, kuşatılmış kardeşlerine yardım eli uzatmak için, namluların gölgesine doğru kararlılıkla yürüdü.
Onu tanıyanlar, Yılmaz’ın o anki duruşunda korku değil, sadece bir kahramanın azmini gördüler. Okul binasına yaklaşmaya çalıştığı anda, devrimci-komünist militanlar, onu yaylım ateşine tuttu. Yılmaz Keskinderici, ülküdaşlarının kurtuluşu için attığı o son adımda, kurşunların hedefi oldu.
SON SÖZ: İLELEBET YAŞAYACAK DAVA
Kanı toprağa akarken, Yılmaz Keskinderici’nin son nefesini verirken yanında bulunan ülküdaşlarına söylediği sözler, acı dolu bir veda değil, aksine bir miras ve bir vasiyet oldu. O, şehadete yürürken bile, davasının ölümsüzlüğünü haykırıyordu:
"Ben bu dava için ölürsem şehit olurum. Ancak mensup olduğum dava ilelebet yaşayacaktır. Çünkü benim arkamda yüzbinlerce Ülküdaşım daha var. Onlar sağ olsun. Ben canımı vatanıma ve milletime adadım."
Yılmaz Keskinderici, canını vatanına adadığı o an, sadece bir can vermedi; gelecek nesillerin omuzlarına yükleyeceği bir meşale yaktı.
VEDA VE EBEDİ MİRAS
Yılmaz’ın şehadetinden bir gün sonra, 9 Mart Salı günü, Eskişehir ayağa kalktı. Ülkü Ocakları tarafından şehir merkezinde, Köprübaşı’ndan başlayıp Şehit’in okulu olan Eskişehir Eğitim Enstitüsü’ne kadar uzanan büyük bir yürüyüş düzenlendi. Bu yürüyüş, sadece bir cenaze töreni değil, Yılmaz’ın son sözlerinin yankısıydı: "Benim arkamda yüzbinlerce Ülküdaşım var!"
Yılmaz Keskinderici’nin naaşı, doğduğu topraklarda, Aydın-Karasu’da toprağa verildi. O, 26 yaşında bir kahraman olarak, davasının ölümsüzlüğü için en yüce bedeli ödedi. Adı ve yemini, 8 Mart 1976’dan bu yana, Türk milletinin hafızasına kazınmıştır.
"Yılmaz Keskinderici düştü, ancak son sözleri, ardında kalan yüz binlerce ülküdaşın kalbine yazılmış ebedi bir bayrak oldu."