"Kimi hayatlar uzun yaşanmaz; adanmışlık ateşiyle kısa sürede yanıp, arkalarında söndürülemez bir iz bırakmak için vardır."
MİLLİYETİN YÜREĞİ: ON ALTI YILLIK VAKIF
Kahramanmaraş’ın Elbistan topraklarında, bir çiftçi ailesinin mütevazı ocağında doğdu. Adı Muharrem İrfan Çöllü idi. Onun öyküsü, bir ömrün uzunluğundan ziyade, bir ruhun yüceliği ve fedakârlığı ile yazılacaktı. Hayatının henüz baharında, 16 yaşında olmasına rağmen, kader onu erken olgunluğa çağırdı. Ailevi yükümlülükler omuzlarına bindiğinde, ortaokul sıralarını bırakarak çalışmaya başladı; gençliğin masumiyetini, ailenin ekmeğine katkı sağlamanın ağır sorumluluğuyla değiştirdi.
Fakat o, sadece bir işçi değildi. O, ailesinden devraldığı sarsılmaz inançla, ruhunu Türk milliyetçiliği idealine adamış bir Ülkücüydü. Elbistan Ülkü Ocakları şubesinde, yaşı küçük, duruşu ise koca bir dağ gibi sağlamdı.
ERKEN YÜKLENEN MİRAS VE İKİ ATEŞ ÇEMBERİ
Muharrem İrfan, ocağa adım attığı andan itibaren, inancının bedelini ödemeye hazır olduğunu kanıtladı. Henüz 16 yaşındayken, idealleri uğruna düşman saflarından gelen saldırılarla yüzleşmek zorunda kaldı. Tarih, onun iki defa bıçaklı saldırıdan sağ çıktığını not etti. Bu darbeler, onu yıldırmak yerine, çelikleştirdi. Geri çekilmeyi değil, daha da ileriye gitmeyi seçti. Vücudundaki yaralar, onun, davasına ne denli adanmış olduğunun sessiz mühürleriydi.
Bu genç kahraman, biliyordu ki attığı her adım, bir sonraki tehlikeye atılmış bir yemindi. Yine de o, en önde yürüme onurundan vazgeçmedi.
ELBİSTAN’DAKİ SON YÜRÜYÜŞ VE PUSU
8 Mart 1978... Kaderin çizdiği o son gün, Elbistan sokakları Ülkücülerin yürüyüşüne sahne oldu. Muharrem İrfan Çöllü, daha önce iki kez ölümden dönmüş bu 16 yıllık yiğit, yürüyüş kolunun en önünde, bayrağın rüzgârında, inancının en ön safında yerini almıştı. Ön cephe, tehlikenin en yoğun olduğu, fedakârlığın zorunlu olduğu yerdi.
O an, karanlık bir gölge gibi, komünist militanlar tarafından kurulan silahlı pusu fark edildi. Bu bir çatışma değil, sinsice kurulmuş bir tuzaktı.
SON HAYKIRIŞ VE BİR VÜCUTLUK SİPER
Muharrem İrfan, tehlikenin çirkin yüzünü ilk gören kişi oldu. Arkasındaki vatan evlatları fark etmeden, o ateşe ilk kendisi yürüdü. Geri çekilmek yerine, son nefesini bile bir uyarıya dönüştürmeyi seçti. Arkadaşlarını korumak ve o mukaddes yürüyüşü yaşatmak adına, canını siper etti.
Komünist militanların kurşunları kendisine hedef olduğunda, o, haykırıyordu. O haykırış, sadece bir ses değil; tehlikeyi ilan eden, arkasındakileri kurtaran, bedeniyle gelen mermileri durduran destansı bir kükreyişti. O, kendi hayatını bir kalkan gibi kullandı. Ağır yaralanması, onun bilinci ve cesareti sayesinde yüzlerce hayatın kurtulduğu o anın mühürüydü.
KADERİN DURAĞI: MART'IN SEKİZİ
Ağır yaralı halde, Kahramanmaraş’tan Kayseri Gevher Nesibe Tıp Fakültesi Hastanesi’ne kaldırıldı. Doktorlar, onun yaşama tutunması için insanüstü bir çaba gösterdi; ama Muharrem İrfan, fedakârlık yeminini çoktan mühürlemişti. 8 Mart 1978 günü, bütün çabalara rağmen kurtarılamayarak Hakk’a yürüdü ve 16 yıllık kısa ama destansı hayatını şehadetle taçlandırdı.
Bir Türk Milliyetçisinin son durağı, Elbistan'ın Garipler Mezarlığı oldu. Muharrem İrfan Çöllü, sadece 16 yaşındaydı; ancak ölümüyle yazdığı kahramanlık, yaşıyla ölçülemeyecek kadar büyüktü. O, en önde yürümenin, ölümü bile bir haykırışa dönüştürmenin ve vatanı kendi bedeniyle korumanın onurunu taşıdı.
"Bir yiğit, en büyük erdemi olan fedakârlığı seçtiğinde, geride bıraktığı boşluk değil; nesiller boyu sürecek bir cesaret ateşi olur."