"Bazı hayatlar kısadır, ama taşıdıkları Yürek, bütün bir milletin geleceğine ışık tutar."
I. KİMLİK VE YEMİN
O, sadece 26 yıllık bir ömür sürmüş olsa da, adını tarihin sayfalarına altın harflerle yazdıran bir adanmışlık abidesiydi. Necdet KOCABIYIK. Kimliğinin en güçlü tanımı, bir Türk Milliyetçisi, sarsılmaz bir Ülkücü olmasıydı. Doğduğu toprağın adını bilmesek de, onun ruhunun İstanbul'un Kartal semtinde, Yıldızpete’de bir ideal uğruna kök saldığını biliyoruz.
Mesleği, av malzemeleri satan mütevazı bir dükkanda çalışmak olsa da, Necdet Kocabıyık'ın asıl mesleği, ülkesine adanmış bir davanın neferi olmaktı. O, sadece ekmek parası kazanmıyor, aynı zamanda her nefesinde, her adımında inandığı değerler için yaşıyordu.
II. KARTAL'IN YÜREĞİ: GENÇLİK VE SORUMLULUK
Yıl 1980’di. Türkiye, karanlık bir ideolojik savaşın pençesindeydi. Bu zorlu atmosferde, 26 yaşındaki bu genç adam, sırtına büyük bir yük almıştı. O, sadece evli bir eş ve iki çocuğun sevgili babası değil, aynı zamanda İstanbul Kartal MHP İlçe yönetim kurulunun dimdik bir üyesiydi. Evinin huzurunu, ailesinin sıcaklığını, bir milletin geleceği için tehlikeli bir yola feda etmeyi seçmişti.
Onun yaşamı, bir av tüfeği dükkanından başlayıp, en zorlu siyasi cepheye uzanan, fedakârlıkla örülmüş bir hikâyeydi. O, koltuğunda oturup bekleyen biri değil, tehlikenin tam ortasında duran bir kalkan idi. Onun varlığı, komünist militanların karşısında, millî duruşun sarsılmaz bir sembolüydü.
III. SON SABAH: ATEŞ ÇEMBERİNE YÜRÜYÜŞ
Takvimler 07 Mart 1980 Cuma sabahını gösteriyordu. O gün, herhangi bir iş günüydü, ancak Necdet Kocabıyık için son adımı atacağı kahramanlık gününün başlangıcıydı. Sabahın ilk ışıkları henüz İstanbul sokaklarını aydınlatmamışken, o her günkü kararlılığıyla evinin kapısından dışarı çıktı.
Oysa karanlık, çoktan pusu kurmuştu. İdeallerin karşısında duramayan, cesareti göğüs göğüse çarpışmaya yetmeyenler, alçakça bir plan yapmışlardı. Önceden pusu kurarak beklemekte olan komünist militanların hedefi, sadece bir kişiyi vurmak değil, bir duruşu, bir ideali susturmaktı.
Necdet Kocabıyık, evinden çıktığı o an, hiçbir şey bilmese de, o kutsal ateşe yürüdüğünü biliyordu. Kurşunlar hedefini bulduğunda, o sadece yaralanmadı; o an, bütün bir milliyetçi harekete atılan bir ihanet kurşununu göğüsledi. Hayatının en ağır bedelini, sarsılmaz inancı uğruna ödedi.
IV. ÖLÜMSÜZ VEDA
Ağır yaralıydı. Kahramanlık, vücudundan kan süzülürken dahi tükenmeyen bir direnişti. Haydar Numune Hastanesi'ne kaldırıldı; umutlar, acı ve vatan sevgisiyle harmanlandı. Ancak, 07 Mart 1980’in o kara sabahında atılan hain kurşunlar, 26 yıllık bir yiğitliği durdurmaya yetmişti. Bedenini bu dünyaya veda etti ama ruhu, ülkücü hareketin ebedi göklerine yükseldi. Necdet Kocabıyık, kurtarılamayarak şehit düştü.
O, iki çocuğunu, genç eşini ve adanmışlık yeminini geride bırakarak, Pendik kabristanlığında toprağın altına, milletinin kalbine defnedildi. O günden sonra, adı bir biyografi metni değil, genç yaşında vatanın bütün yükünü omuzlayanların destansı hatırası oldu.
"Kimi yiğitler, sadece toprağa değil; milletinin geleceğine de bir tohum olarak düşerler. Necdet Kocabıyık, bu davanın ölümsüz yeminidir."