“Bazıları 19 yaşında sadece yaşamayı öğrenir. Bazıları ise, o kısacık ömre sığan bir destan yazar, çağların fırtınasına meydan okuyarak.”
YİĞİTLİĞİN ADI VE KÖKÜ
Adı Kemal’di. Soyadı Er. Henüz 19 bahar görmüş, ancak çetin bir dönemin tüm ağırlığını omuzlarında hissetmişti. O, Sivas’ın çileli toprağı Suşehri’nin Kozçukur Köyü’nden kopup gelmiş, medeniyetin ve mücadelenin kalbi olan İstanbul’a yerleşmişti. Köyünün temizliği yüreğinde, davasının ateşi ruhundaydı. Genç yaşına rağmen, sadece hayatını kazanmakla kalmıyor, bir duruşun neferi olarak amansız bir kavgaya tanıklık ediyordu.
ADANMIŞLIĞIN KARARGÂHI
İstanbul’da, Şişli’nin hareketli caddelerinden Abide-i Hürriyet Caddesi üzerinde, aile ocağı aynı zamanda bir ideal yuvasıydı. Amcası Mustafa ER, sadece bir esnaf değil, aynı zamanda MHP Şişli İlçe Yönetim Kurulu’nun sarsılmaz bir üyesiydi. Kemal, bu davanın maddi ve manevi karargâhı olan pastanede çalışıyordu. Tatlı kokularının ardında, ülkenin kaderinin yazıldığı siyasi gerilimler gizliydi. O, amcasının yanındaydı; bir çırak, bir yeğen ve bir yoldaş olarak, geleceğe dair inançlarını her gün yeniden yoğuruyordu.
İHANETİN GÖLGESİ VE O KARANLIK GÜN
Takvimler 07 Mart 1980’i gösteriyordu. İstanbul, kirli ve kanlı hesaplaşmaların gölgesinde titriyordu. O gün, barış ve düzeni hedef alan bir saldırı, doğrudan bu adanmış yuvanın üzerine çöktü. Dört komünist militan, Mustafa ER’i susturmak, davanın sesini kesmek amacıyla, pastaneye silahlı bir baskın düzenledi. Kardeşlik bağının ve inancın simgesi olan o işyeri, bir anda kurşun sesleriyle yankılandı. Hain saldırı amacına ulaşmış, Mustafa ER kanlar içinde yere yığılmıştı; ağır yaralıydı.
ONUR KOŞUSU VE KAHRAMANIN SON HAMLESİ
O an, Kemal ER için dünya durdu. O gencecik bedenin içinden, kadim bir kahramanlık ruhu fışkırdı. Amcasını kanlar içinde gören Kemal, can derdine düşüp kaçmak yerine, namusu ve adaleti seçti. Geriye bakmadan kaçmaya başlayan o dört silahlı militanın peşine düştü. O bir erdi; kaçanın değil, kovalayanın yanında durdu. Bir elinde sadece onuru, karşısında dört silah vardı.
Peşine düştüğü gölgeleri, Sadık Şendil Sokak’a kadar kovaladı. Bu, sadece bir takip değil, bir milletin onuru için atılmış destansı bir koşuydu. Militanlar, arkalarından gelen bu çelik irade karşısında dönüp son kez ateş açtılar.
19 yaşındaki Kemal ER, işte o sokakta, inancına olan sadakatinin bedelini en yüce makamla ödedi. Bir hayat kurtarmak için, adaletin peşinden koşarken, o kahramanlık anında şehit düştü.
SESSİZ TOPRAĞA EMANET
İstanbul, o gün bir gencini toprağa emanet ederken, Sivas’ın Suşehri-Kozçukur Köyü, kahraman evladını karşıladı. O’nun ruhu, amansız bir çağın fırtınalarına karşı durmuş, son nefesine kadar ailesini ve davasını korumuştu. Genç bedeni doğduğu topraklara, eylemi ise tarihin şeref sayfasına gömüldü.
“O, sadece 19 yıl yaşadı, ama ebediyete uzanan bir iz bıraktı. Çünkü Kemal ER, kaçarak yaşamanın değil, onuru için ölmenin ne demek olduğunu, attığı o son adımla bütün cihana gösterdi.”