"Bazı adımlar geri atılmaz; onlar, bir milletin inancıyla atılmış son destansı yürüyüşlerdir."
---
HACIBEY ERCAN: ÇAMLIDERE'DEN YÜKSELEN YEMİN
KİMLİĞİ VE GENÇLİK BAHARI
Bu destan, 22 yaşında hayatı vatanına adayan bir yiğidin, Ülkücü Şehit Hacıbey Ercan’ın hikayesidir. O, Ankara’nın Çamlıdere ilçesinin sükûnetinde dünyaya gözlerini açtı; ilk eğitimini toprağın ve sadeliğin kokusuyla tamamladı. Henüz gencecik bir fidanken, ailesiyle birlikte başkentin uğultulu sokaklarına, Keçiören ve Yenimahalle’nin çetin coğrafyasına doğru yola çıktı. O yıllar, Türkiye’nin en karanlık, ideolojik ayrışmaların en sert yaşandığı dönemdi. Hacıbey, bir öğrenciydi; ancak hayatı sadece ders kitaplarından ibaret değildi. O, büyük fırtınanın ortasında dimdik durmayı seçen bir adanmışlığın timsaliydi.
ADANMIŞLIĞIN BEDELİ VE YÜREĞİNDEKİ ATEŞ
Hacıbey Ercan, 1978 yılının o kasvetli mart ayına, ülkücü duruşunun ve inancının sarsılmaz kararlılığıyla girdi. 07 Mart 1978 Salı günü, Ankara’nın Kızılay semtinde, hayatının ve mücadelesinin dönüm noktasına doğru yürüyordu. Bu yürüyüş, sıradan bir öğrencinin telaşı değil, gelecek nesiller için bir meşale yakmaya giden kahramanın adımlarıydı.
O KARANLIK GÜN: KIZILAY’DAKİ YALNIZ MÜCADELE
Kızılay’ın kalabalığı içinde, Hacıbey tek başına, inancının gücüyle ilerlerken, sekiz ila on kişilik, kinle bilenmiş bir şer odağı tarafından pusuya düşürüldü. Onlar, devrimci komünist grubun karanlık yüzüydü. Bu saldırı, silahsız bir gence karşı taşlar ve sobalar gibi insanlık dışı araçlarla gerçekleştirilmişti. Bu, bir çatışma değil, bir infaz girişimiydi.
Hacıbey, sayısı kat kat fazla olan bu vahşi gruba karşı tek başına direndi. O anda sadece kendi canını değil, temsil ettiği bütün değerleri savunuyordu. Şahitler, o feci saldırının dehşetini aktaracaktı: Düşmanları onu zalimce, acımasızca dövmüşlerdi. Yere yığıldığında, bedeni ağır yaralarla parçalanmış, ancak ruhu asla teslim olmamıştı.
KAHRAMANLIK VE SON NEFES
Ağır yaralı halde hemen hastaneye kaldırıldı. Hekimler ve sevenleri, onun hayat ipini tutmak için insanüstü bir çaba gösterdiler. Ancak Hacıbey, bu yeryüzünün çilesini tamamlamış, şehadetin ulvi makamına çağrılmıştı. Vücudu yıkılsa da, inancı Ankara’nın sokaklarında yankılanan bir çığlık olarak kalacaktı. Bütün çabalara rağmen, 07 Mart 1978 tarihinde, henüz 22 yaşındayken, davası uğruna canını feda ederek şehitlik mertebesine erişti.
Onun kısa ömrü, bir neslin adanmışlığını anlatan, kanla yazılmış destansı bir biyografidir. Karşıyaka mezarlığı, artık sadece bir defin yeri değil; Hacıbey Ercan’ın yeminini ve fedakarlığını sonsuza dek muhafaza eden kutsal bir karargâhtır. O, geride sadece bir mezar taşı değil, zulme karşı dimdik duranların asla unutulmayacağını haykıran bir miras bıraktı.
---
"O'nun adı, Ankara’nın soğuk sokaklarında zulme karşı direnişin, 22 yıllık kısa ama ebedi bir hayatın özetidir."