"Bir milletin geleceği, en çetin gecede dahi evinin eşiğini vatan kılanların omuzlarında yükselir."
MİLLETİN YÜREĞİNDEKİ SESSİZ KAHRAMAN
Türk milliyetçiliğinin sarsılmaz kalesi Gaziantep’in toprağı, Güllü Köyü’nde filizlenen bir isimdi o: MEHMET ALİ KOCAOĞLU. Hayatını basit ama onurlu bir meslekle, esnaflıkla, berberlikle kazanıyordu. Eli makas tutan, insanlara hizmet eden bir halk adamıydı. Yirmi sekiz yıllık kısa ömrünün her anını, memleketine adadığı derin bir sevgiyle doldurmuştu.
Eğitim yolculuğu ilkokulda dursa da, ruhundaki okuma aşkı onu durdurmadı. Kendi kendini yetiştiren, bilgiye aç, davasına derinlik katmak isteyen bir aydın yüreği taşıyordu. Mehmet Ali, sadece ekmeğinin peşinde koşan bir berber değil, aynı zamanda ülkücü hareketin Gaziantep’teki vicdanı ve sesiydi.
BİR YUVA, İKİ ADANMIŞLIK
O, yuvayı kurmanın sıcaklığını en derinlerinde hisseden bir eş ve bir babaydı. Gözü gibi baktığı bir çocuğu vardı ve eşi hamileydi; dört gözle bekledikleri bir kız çocuğunun müjdesi, o evin duvarlarında yankılanıyordu. Ailesine olan sorumluluğu ne kadar büyükse, vatanına olan yemini de o denli güçlüydü.
Bu çelikten irade ve yüksek adanmışlık, onu kısa sürede sancağın başına taşıdı. Büyük Ülkü Derneği Gaziantep Şubesi’nin kurucuları arasında yer alarak idealist gençliğe yol gösterdi. Ardından, şehrin bütün yükünü omuzlarına alarak Büyük Ülkü Derneği İl Başkanı makamına yükseldi. Onun için makam, bir ayrıcalık değil, cephenin en ön saflarında durma göreviydi.
SON MESAFE: EMANETİN EŞİĞİ
Takvimler, 06 Mart 1978 Pazartesi gecesini gösteriyordu. Mehmet Ali, o gün de helal ekmeği için geç vakte kadar çalışmış, yorgun bedenini evinin huzuruna kavuşturmak üzere yola çıkmıştı. Karşıyaka mahallesindeki yuvasına ulaştığında, anahtarını kapının kilidine çeviriyordu. Bir kahramanın en korumasız, en savunmasız anıydı bu: Tüm mücadelesi bittikten sonra, ailesinin güvenliğini sağlamaya çalıştığı an.
İşte tam o anda, ideallerinden korkan, bölücü karanlığa hizmet eden iki hain gölge ortaya çıktı. Peşine düşen bu iki militan, dürüst bir esnafın, bir davanın liderinin sırtına namert kurşunlarını yağdırdılar. Mehmet Ali Kocaoğlu, sadece evinin kapısını değil, milleti için ördüğü kalkanı açarken yere düştü.
EŞİKTEN SONSUZLUĞA
Ağır yaralı olarak Devlet Hastanesi’ne kaldırıldı. Ancak vatanın bu yiğit evladı, tüm müdahalelere rağmen kurtarılamadı. O gece, Gaziantep, yalnızca bir liderini değil; evine dönmeye çalışan bir babasını kaybetti.
Mehmet Ali Kocaoğlu, 28 yaşında, düşman kurşunlarıyla şehadet mertebesine erişti. Cenazesi, doğduğu toprak olan Gaziantep-Güllü Köyü’nde, bir destanın mühürü olarak ebedi istirahatgâhına tevdi edildi.
Fedakârlığının yüceliği, vatanseverliğinin büyüklüğü, geride kalan o son dokunuşta saklıdır: Mehmet Ali’nin şehit edilmesinden tam üç ay sonra, dünyaya bir kız çocuğu geldi. O, babasının adanmışlığının meyvesi, mücadelesinin yaşayan kanıtı olarak doğdu. Mehmet Ali, evladının yüzünü hiç göremese de, canını feda ettiği o topraklar, artık onun kızı için daha güvenliydi.
"O, sadece evinin kapısını açmak üzereyken vurulmadı; o, ülküleri uğruna, hiç görmediği kızı için vatanın kapısında beklerken şehit düştü."