"Bazı insanlar ömürlerini yıllarla değil, taşıdıkları davanın ağırlığı ve uğruna attıkları son adımla mühürler."
KÖKLERİN EMANETİ VE GURUR VEREN YOKSULLUK
Denizli’nin yiğit toprağı Buldan’da yeşeren bir fidandı Mehmet Yeleser. Kaderin çetin rüzgârları altında, çiftçi bir ailenin tek evladı olarak dünyaya gözlerini açtı. Onun çocukluğu, lüksün değil, toprağın ve emeğin kokusuyla geçti. İmkanların yetersizliği nedeniyle okulların sıralarında yer alamasa da, hayat mektebinde mertliği ve duruşu öğrendi. Elleri sadece bağ ve bahçe işlerinde anasına destek olmak için çalışmadı; asıl ustalığını araba tamirciliğinde gösterdi. O, mesleğini alın terinden kazanan, mütevazı bir Anadolu delikanlısıydı. Ancak Mehmet’i farklı kılan, sadece bir ustanın oğlu olması değildi; o, yüreği bir ideal uğruna yanıp tutuşan bir liderdi.
BULDAN'DA KURULAN YEMİN OCAĞI
Genç yaşına rağmen, içinde taşıdığı vatan sevgisi ve millet bilinci, onu Denizli’nin Buldan ilçesinde bir meşale yakmaya itti. O, sadece bir takipçi değil, bir kurucuydu; Buldan Ülkücü Gençlik Derneği’ni var eden iradenin ta kendisiydi. Maddi imkânsızlıkların gölgesinde büyüyen bu kahraman, gençliğin savrulmasına izin vermemek için fikirleriyle bir kale inşa etti. Mehmet Yeleser, kuru bir biyografi maddesi olmanın çok ötesinde, inandığı değerler uğruna dik durmayı seçmiş bir adanmışlığın sembolüydü.
KARARLI BİR YÜRÜYÜŞ: 05 MART 1977
Tarih 05 Mart 1977’yi gösterdiğinde, Denizli semalarında kara bulutlar dolanıyordu. Bu coğrafya, fikirlerin silahlarla susturulmaya çalışıldığı kanlı bir mücadeleye sahneydi. Mehmet Yeleser ve arkadaşları, o gün her zamanki gibi inançlarının rehberliğinde yürüyorlardı. Buldan Kız Sanat Okulu’nun önünde, omuzlarında taşıdıkları ağırlıkla ilerlerken, daha önce fikirlerinin keskinliği nedeniyle tartıştıkları komünist militan grup aniden karşılarına çıktı. Bu, basit bir tartışmanın devamı değil, bir kahramanın yolunun kesilmesi, inancının sınanmasıydı.
FEDAKÂRLIK ANINDA ÇEKİLEN SİPER
Geri adım atmak, Mehmet Yeleser’in kitabında yazmayan bir kelimeydi. Silahların gölgesinde, tehditkar bir şekilde yollarını kesenlere karşı, duruşu sarsılmazdı. O an, bir tamircinin oğlu, bir dernek kurucusu değil; bir milletin namusunu ve inancını savunan bir neferdi. Karanlık ellerin ve nefret dolu namluların hedefi oldu. Komünist militanların ateşlediği kurşunlar, Mehmet Yeleser’in yiğit göğsüne isabet etti. O, vatan ve ülkü uğruna verdiği mücadelenin bedelini, Denizli topraklarında, genç yaşta canıyla ödeyerek şahadet mertebesine yükseldi.
SONSUZ ACININ MÜHRÜ
Şehidin naaşı, doğduğu ve uğruna mücadele verdiği topraklara, memleketi Buldan’a emanet edildi. Ancak bu destanın en yürek burkan kısmı, geride kalanlarda saklıydı. O, çiftçi ailesinin tek oğluydu; evin direği, ocağın ateşiydi. Mehmet’in yokluğu, anne ve babası için dayanılmaz bir boşluk yarattı. Evlat acısının ağırlığına dayanamayan bu kutlu ana ve baba, kısa aralıklarla evlatlarının hemen arkasından vefat ederek, Mehmet’in davasının ne kadar büyük bir bedel karşılığında kazanıldığını tüm millete sessizce gösterdiler. Onlar, sadece bir evlatlarını değil, aynı zamanda yaşama tutunma sebeplerini de kaybetmişlerdi. Mehmet Yeleser’in adı, Buldan'ın tarihine, hem cesaretin hem de derin bir acının sembolü olarak kazınmıştır.
"O, sadece hayatını kaybetmedi; geride bıraktığı acı, bir davanın ne kadar kutsal ve bir kahramanlık eyleminin ne kadar ağır olduğunu kanıtlayan sonsuz bir mühür oldu."