"Bazı hayatlar çok kısadır, ama taşıdığı bayrak bir millete asırlarca yol gösterir."
DESTANIN İLK SATIRI: GENÇLİĞİ VE YÜKSELİŞİ
03 Haziran 1960’ta, Şanlıurfa’nın Aşağıçatak Köyü’nde bir yiğit dünyaya geldi. Adı Ali Durmuş’tu. O, beş kardeşin en küçüğü, babasının bakkal dükkanının sıcaklığıyla büyüyen, henüz ömrünün baharında bir fidandı. Hayatı, henüz 19 yıl sürecek kısacık bir destan olacaktı. Ticaret lisesinden mezun olduktan sonra, sadece ticareti değil, geleceği inşa etmeyi seçerek Urfa Yüksek Öğretmen Okulu’nun kutsal kapısından içeri adım attı. Onun yolu, sadece dersliklerden geçmiyor, aynı zamanda ülkülerin en yücesine doğru ilerliyordu.
İDEALİN SÖNMEYEN IŞIĞI: ADANMIŞ BİR NEFER
Ali Durmuş, Yakubiye Mahallesi’nde ikamet ediyordu; ancak gönlü tüm vatanı kucaklıyordu. O, karanlık ve puslu 70’li yıllarda, milletinin davasını omuzlayan, alnı açık Türk Milliyetçisi Ülkücülerin en yiğit neferlerindendi. Gençti, evliydi ve önünde açılacak parlak bir gelecek vardı. Ne var ki, o günlerin zorlu rüzgârları altında, kişisel mutluluğu yerine ülküye hizmeti seçmişti. Onun duruşu, sadece bir öğrencilik değil, vatanın bekçiliğine adanmışlık yeminiydi.
O KARANLIK GÜN: SON HELALLİK VE YÜRÜYÜŞ
Takvimler 05 Mart 1979’u gösteriyordu. O gün, Şanlıurfa üzerinde ihanetin ve kalleşliğin gölgesi kol geziyordu. Kızıl katiller, alçakça bir planla yine Ülkücü avındaydı. Sabahın ilk ışıkları Yakubiye Mahallesi’ne düşerken, yol ağzına sinsice pusu kurmuşlardı. Bir gözcü, sokağın karşısına yerleşmiş, karanlık emellerinin gerçekleşmesini bekliyordu.
Ali, o kader anından hemen önce, eşine döndü. Sanki hissetmişçesine, hanımından helallik aldı. O, bu helalliği alarak sadece bir evden çıkış değil, ölüme doğru atılacak büyük bir adıma izin istiyordu. Pusudan habersiz, ama davasının bilincinde olan Ali Durmuş, kararlılıkla evinden çıktı ve sokakta yürümeye başladı. O yürüyüş, 19 yaşındaki bir gencin geleceğe değil, ebediyete doğru attığı son adımlardı.
KALLEŞ PUSU VE EBEDİ YÜKSELİŞ
Gözcü, o anı bekliyordu. Ali, pusunun tam ortasına yaklaştığında, gözcü ihanet dolu işaretini verdi. İşte o anda, kızıl Moskof dölleri, saklandıkları yerden namlularını boşalttılar. Ali Durmuş, hain kurşunların yağmuru altında kaldı.
Ağır yaralanan yiğit Ülküdaşımız, hızla Urfa Devlet Hastanesi’ne yetiştirilmeye çalışıldı. Ancak bu genç hayat, yeryüzünün zulmüne daha fazla dayanamadı. Gözleri açık, davasına sadık, şehadete doğru çıktığı yolda, henüz 19 yaşındayken kurtarılamayarak şehit oldu. O, sadece Şanlıurfa sokaklarında değil, milletinin kalbinde de en yüksek mertebeye, şehitlik makamına yükseldi. Ali Durmuş, gençliğinin baharında bir öğretmen adayı olarak düşerken, vatan sevgisinin nasıl bir destana dönüşeceğini gösterdi.
"Ali Durmuş, 19 yaşında tamamladığı destanını Şanlıurfa toprağına mühürledi. Onun yürüyüşü bitmedi, sadece ebediyete yükseldi."