"Bazı hayatlar, sadece bir dava uğruna değil, uğruna ölünecek kadar yüce bir inançla mühürlenir."
KİMLİĞİ VE VAKFEDİLMİŞ ÖMÜR
Yıl 1980’di. Soğuk ve çetin Artvin topraklarının, Murgul ilçesinin Özmal Köyü, bir yiğidi bağrında yetiştirmişti: MEHMET ÇEVİK. O, sadece Artvin’in taşından, toprağından beslenen bir çiftçi değil; toprağına, milletine ve inancına vakfettiği yirmi beş yıllık ömrüyle bir semboldü. Daha hayatının baharında, sorumluluğu omuzlamış, evli ve geride bakacağı, yaşatacağı küçücük bir kız çocuğu bırakmıştı. Henüz yirmi beşinde, elinde kazması, yüreğinde davası vardı. Mehmet Çevik, geleceğe dair tüm hayallerini, milletinin selameti uğruna tereddütsüz feda etmeye hazır bir ruhtu.
DAVA VE DİRENİŞ ATEŞİ
O, sessiz kalmayı seçmedi. Türk Milliyetçiliği davasını sadece yüreğinde taşımakla kalmadı, onu yaşatmak için mücadele etti. Köy hayatının zorluklarına rağmen, ÜLKÜ-KÖY Murgul Şubesi yönetim kurulunda görev alarak, inancını aksiyona döktü. Bu adanmış duruş, onu karanlık güçlerin hedefi haline getirmişti. Mehmet Çevik, kolay bir ömür sürmedi; şehit edilmeden önce, hain pusularla ve ölüm tehditleriyle defalarca yüzleşmişti. Her saldırıdan sağ çıkışı, onun davasına olan sadakatini bir kez daha kanıtlıyor; her tehdit, onu bir adım dahi geri götürmüyordu. O, kurşunlara ve korkuya karşı dimdik duran, kararlılığın timsaliydi.
KARARLILIĞIN DÜĞÜN GÜNÜ
Takvimler 03 Mart 1980’i gösteriyordu. O gün, Artvin’de, hayatın en saf ve en neşeli anlarından biri yaşanıyordu: Mehmet Çevik’in kız kardeşinin düğünü vardı. Hayatının en özel, en savunmasız, aile sıcaklığıyla çevrili olduğu bu anda dahi, ülkücü kimliği üzerindeki ölümcül hedefi kaldırmıyordu. Düğünün coşkusu, omuzlarındaki davanın ağırlığını hafifletmişken, karanlık zihniyetin en alçakça planı devreye sokuldu.
SON NEFES VE YÜCELİŞ
Kahramanlık, sadece kılıç sallamak değildir; bazen en mutlu anda dahi davasına sırt çevirmemektir. Komünist militanlar, kalabalığın ve neşenin arasına sızarak, bir kahramana yakışmayacak, utanç verici bir yöntemi seçtiler. Arkasından yanaştılar. Göz göze gelmeye cesaret edemeyen hain eller, silahlarını ateşledi. MEHMET ÇEVİK, Artvin’in o kutlu topraklarında, sırtından vurularak yere düştü. O an, sadece bir can değil; 25 yıllık genç bir ömür, bir eş, bir baba ve bir çiftçinin tertemiz hayatı, bir ülkü uğruna feda edilmişti.
Bu hain saldırı, onun davasını bitirmedi; aksine, Artvin semalarında bir destanın başlangıcı oldu. Mehmet Çevik’in cansız bedeni, doğduğu ve uğruna mücadele ettiği Özmal Köyü’nde, toprağa verildi. O, vatanı için en kıymetli varlığını, yaşamını, en saf ve en insani anında feda eden yirmi beşlik bir şehit olarak, adını tarihin sayfalarına kanla yazdırdı.
"Artvin toprağına düşen o kan damlası, sadece bir hayatın sonu değil, ülkü sancağının ebedi direnişinin mührü olmuştur."