"Bazı ömürler yaşla değil, taşıdıkları davanın ağırlığı ve uğruna akıttıkları kanın rengiyle ölçülür."
DOĞUŞ VE İLK YEMİN
Ardahan'ın yalçın coğrafyasında, Tepeler köyünde filizlenen bir adanmışlık hikâyesiydi onunki. Türk milliyetçiliğinin sarsılmaz kalesi olarak bilinen Ülkücü hareketin genç neferiydi: Şehit Davut Yağmur. Henüz 21 baharını görmüş, lakin o kısacık ömrüne yüz yıllık bir destanın kararlılığını sığdırmıştı. O, sadece bir öğrenci değil, Erzurum Kazım Karabekir Eğitim Enstitüsü'nde geleceği inşa etmeye çalışan 2. sınıf talebesiydi. Ancak onun asıl görevi, okul sıralarından çok ötedeydi.
LİSEDE DİKİLEN SANCAK
Ardahan Lisesi'nde Ülkücü teşkilatın başkanlığını üstlenirken, korkunun kol gezdiği bir dönemin tam ortasına cesaretle yürüdü. Baskı ve tehditler, peşi sıra gelen uyarılara dönüştü. Fakat o, her tehditte daha da sağlamlaştı, her baskıda davasına daha sıkı sarıldı. 13-14 kişiyle başladığı o mütevazı lise teşkilatını, kendi gayreti, inancı ve yılmaz duruşu sayesinde büyüttü. Davut Yağmur, sadece öğrencileri değil, bir neslin onurunu koruyan bir liderdi. 21 yaşındaki omuzlarında taşıdığı yük, bir ülkenin geleceğiydi.
FİKREN YENİLEMEYENLERİN İHANETİ
Davut Yağmur'un fikirleri, doğruluğu ve dürüstlüğü karşısında aciz kalanlar, entelektüel savaşta yenildiklerini anladılar. Zira, ülkücünün davası sadece sözde değil, yürekteydi. Başa gelemeyeceklerini idrak eden o karanlık zihniyet, kahramanlığı fikren susturamayınca, onu alçakça silahla yok etme yolunu seçti. Onlar, kızıl köpekler, şehitlerin ölmediğini, sadece mekân değiştirdiğini bilmiyorlardı.
KAPTANPAŞA’DA SON DİRENİŞ
O karanlık gün, okul tatili vesilesiyle Ardahan’ın Kaptanpaşa mahallesindeki ailesinin yanında dinlendiği 21 Şubat 1978 akşamı geldi çattı. Kalabalık, gaddar ve silahsız bir gence karşı toplanmış komünist militan grubu, en kutsal mekân olan yuvayı bastı.
O an, cephe, evinin eşiği oldu. Davut Yağmur, sadece kendi canını değil, annesi ve babasının hayatını da korumak için son bir müdafaa başlattı. Bu, sadece bir saldırı değil, bir ailenin inancı uğruna topluca bıçaklandığı bir ihanetti. Ağır yaralar aldılar. Kan, davanın ve ailenin fedakârlığının şahidi olarak Kaptanpaşa’nın sokağına döküldü.
ON GÜNLÜK VEDA VE EBEDİYET
Davut Yağmur, aldığı yaralarla hemen oracıkta düşmedi. Erzurum’a kaldırılarak onurlu bir yaşam mücadelesine tutundu. 21 Şubat ile 03 Mart arasındaki o on gün, onun sadece hastanede verdiği bir savaş değil, inancının vücudundaki son direnişiydi. Her nefesi, ihanete bir cevap, her kalp atışı, davasına taze bir yemin oldu.
Ancak fani beden, alçakça bıçak darbelerine daha fazla dayanamadı. 03 Mart 1978 günü, 21 yaşındaki bu yiğit ülkücü, Ardahan’ın semalarına yayılan bir sancağın gölgesinde şehadet mertebesine erdi. Kurtarılamayarak ebediyete yürüdü.
Geride, aldığı ağır yaralar sebebiyle bir ömür sakat kalan, lakin evladının duruşuyla onurlu bir miras taşıyan babasının vakur duruşu kaldı. Davut Yağmur, Ardahan’ın Tepeler köyünün mezarlığına, tüm Türk milletinin kalbine gömüldü. O, 21 yıllık kısa ömrüyle, yenilmez bir davanın sonsuzluğa uzanan adımı oldu.
"Davut Yağmur, fani bedeniyle yenilmiş olabilir; ama 21 yaşındaki ruhu, Ardahan semalarında sonsuzluğa uzanan bir sancağın ilk düğümü olmuştur."