"Bazı hayatlar sadece yıl ile değil, ruhunun adanmışlığıyla ölçülür; Kemal Bölükbaşı’nın mücadelesi, 1980’lerin karanlığına inat yanan bir meşaledir."
YÜREĞİNİN YURDU VE YÜKSEK İDEALİ
1928 yılında, Karadeniz’in asil ve sert toprağı Ordu'da başladı onun hikayesi. Adı Kemal Bölükbaşı'ydı; yaşamının tüm akışını kutsal bir ideale adamış, Türk milliyetçiliğinin sarsılmaz ve onurlu bir neferiydi. O, basit bir vatandaş değil, vatanın derdiyle dertlenen, adanmış bir Ülkücü Şehitti.
ADANMIŞ BİR ÖMÜR VE KARARLI DURUŞ
Kemal Bölükbaşı’nın makamı, Fatsa ilçesinin Çamaş bucağında, Tarım Kredi Kooperatifi Müdürü olarak tanımlanıyordu. Ancak bu makam, onun için sadece idari bir görev değil, milletin tarlasını, emeğini ve alın terini koruma yeminiydi. Anadolu’nun üzerinde 1980’lerin karanlık ve kaotik gölgeleri dolaşırken, o, görev yerinden ayrılmadı, makamını terk etmedi. O dönemin tüm zorluğuna ve tehlikesine rağmen, davasına olan bağlılığını her sabah kararlılıkla attığı adımlarla gösterdi. Onun varlığı, bölgede dürüstlüğün ve milliyetçi duruşun sembolüydü.
O KARANLIK MART SABAHI
Takvimler, ihanetin ve fedakarlığın yan yana yazıldığı 03 Mart 1980 Pazartesi sabahını gösteriyordu. Ordu, henüz uyanışın ilk ışıklarını yaşıyordu. Saat sabahın tam 08.00’iydi. Kemal Bölükbaşı, her günkü gibi, vazifesine ve davasına yürüyordu. O, halkın içine karışmak için minibüse doğru adım attığı o sıradan anın, yazdığı destanın son satırı olacağını bilmiyordu.
SÖNMEYEN ATEŞ: ŞEHADET
Bu destansı yürüyüş, iki karanlık gölgenin, iki komünist militanın kurduğu hain bir pusunun hedefi oldu. Alçakça bir silahlı saldırı başladı. Hedef, sadece bir müdür değil, bir idealin kalesiydi. Kurşunlar, kinin ve nefretin sesi olarak, yiğit vücuduna isabet etti. Vücudunun çeşitli yerlerinden aldığı kurşun yaraları ağırdı, acımasızdı. Fakat Kemal Bölükbaşı, o an bile eğilmedi. O, son nefesini bile adanmışlığın onuruyla verdi.
03 Mart 1980 günü, sabahın sekizinde, millete hizmet yolunda attığı o son adımda, karanlığa karşı yürüdüğü yerde Şehadet şerbetini içti. Yere düşen sadece bir beden değildi; 1980’lerin kaosunda fedakarlığın, vatanseverliğin ve sonsuz adanmışlığın en yüksek anıtı dikiliyordu. Olay yerinde hayatını kaybederek, davasının ölümsüzlüğünü kanıyla mühürledi.
"Onun kanıyla sulanan o topraklar, kahramanlığın sessiz yeminidir; unutulmaz, silinmez ve geleceğe umut taşıyan bir emanettir."