"Bazı hayatlar, bir inancın bedelini en genç yaşta ödemek için seçilir; Levent Erkenez de adını o ebedi fedakârlık defterine yazdıranlardandı."
KAHRAMANMARAŞ’TAN İSTANBUL’A TAŞINAN YÜREK
Tarih, 1980 yılının karanlık ve çetin günlerini yazarken, genç bir ruh, Levent Erkenez, sadece 19 yaşındaydı. Kahramanmaraş’ın köklü ruhunu taşıyarak İstanbul’a gelmiş, burayı vatan bildiği davanın kalesi yapmıştı. O, sıradan bir öğrenci değildi; İstanbul Teknik Üniversitesi’nin çatısı altında ilim irfan peşinde koşarken, aynı zamanda Beşiktaş Ülkücü Gençlik Derneği’nin en adanmış üyelerinden biriydi. Onun için hayat, okullarda alınan derslerden ibaret değil, milletin bekası için verilen onurlu bir nöbetti.
BİR İDEALİN YUVASI
Onların evi, Beşiktaş Şair Nedim Sokak’ta, dört duvar arasına sığdırılmış bir iman kalesiydi. Bu inanç, sadece Levent’in değil, tüm ailenin mayasıydı; onlar "ailece ülkücüydüler." Baba Yaşar Erkenez, Süt Endüstri Kurumunda emeğiyle çalışırken, evlatlarının ve yeğeninin yüreğinde taşıdığı ateşin farkındaydı. Ancak bu adanmışlık, o devrin karanlık güçlerinin hedefi olmaları anlamına geliyordu. Huzurla örülmüş bu yuvaya, tehdidin gölgesi çoktan düşmüştü.
SON SABAH: ŞAFAK SÖKÜYOR, KARANLIK BASKIN YAPIYOR
03 Mart 1980 sabahı. Saatler 07.45’i gösterirken, henüz İstanbul tam uyanmamışken, Beşiktaş’taki o evde tarih kanla yeniden yazılmaya başlandı. Hiçbir vicdana sığmayacak bir cüretle, altı komünist militan silahlı baskın düzenledi. Bu, bir çatışma değil, bir infaz eylemiydi. Gözleri dönmüş katiller, evin tüm erkeklerini – baba Yaşar Erkenez’i, iki oğlu Serdar ve Levent’i, bir de yeğenleri Uğur Erkenez’i – önce ellerini bağlayarak çaresizliğe mahkûm etti.
ÇELİK GÖZLERİN ÖNÜNDE BÜYÜYEN DESTAN
Korkunun en dehşetli anı, bir babanın çelikleşmiş gözlerinin önünde yaşandı. Baba Yaşar, elleri bağlanmış, o an sadece bakmaya ve kaybetmeye zorlandı. Militanlar, gözlerini bile kırpmadan, Levent, Serdar ve Uğur Erkenez’i başlarından ve vücutlarından kurşun yağmuruna tuttular.
Bu infazın soğukluğu, katillerin tavrında saklıydı: Onlar oldukça rahattılar. Gözdağı verme görevlerini tamamlamış olmanın verdiği o iğrenç rahatlıkla, geldikleri gibi ellerini kollarını sallayarak olay yerinden ayrıldılar.
ŞEHADETİN MÜHRÜ
Karanlık dağılırken, geride kalan trajedi ağırdı. Serdar ve Uğur Erkenez, inandıkları değerler uğruna son nefeslerini o evin zemininde vermişlerdi.
Ancak yiğit Levent, o 19’luk delikanlı, direnişini hastaneye taşıdı. Başından ve vücudundan aldığı ölümcül yaralara rağmen hayata tutunmaya çalıştı, inancını son anına kadar yaşattı. Ama takdir tecelli etmişti. Levent Erkenez, tıpkı kardeşleri ve yeğeni gibi, 3 Mart 1980 günü hastanede şehitlik mertebesine yükseldi.
Bu alçakça katliamın sorumluluğunu TKP-MLSP örgütü üstlendi; fakat bu ismin arkasında, bir ailenin, bir davanın ve bir milletin geleceğinden çalınan üç genç hayatın acısı gizliydi. Levent Erkenez, vatanın birliği için ödenen o ağır bedelin, 19 yaşındaki simgesi olarak tarihe kazındı.
"O, 19 yaşında sadece bedenini değil, gençliğin tüm umutlarını da inancı uğruna, geleceğin teminatı olarak vatan toprağına emanet etti; ismi artık sadece bir anı değil, nesiller boyu sürecek bir kararlılığın yeminidir."