"Bazı ruhlar, sıradan bir hayat sürmek için değil, inandıkları uğruna bir bayrak gibi düşmek için yaratılır."
MİLLETİN NEFERİ: NECMETTİN TARCAN
O, sıradanlığın ötesinde bir adanmışlığın temsilcisiydi. İstanbul’un kalbinde dünyaya gelmiş bir evlat, hayatını Türk Milliyetçiliği idealine adamış bir Ülkücü Şehit: Necmettin Tarcan. Tarihlerin ve acıların hafızasında adı, davasından asla dönmeyen bir yiğit olarak yazılıdır. O, ülkesinin geleceği için alın teri döken, toprağına bağlı bir emekçiydi; Cibali Tekel Fabrikası’nda işçi olarak çalışırken bile, vicdanının sesini ve milletinin çağrısını dinleyen bir neferdi.
KARANLIĞIN GÖLGESİNDEKİ YÜRÜYÜŞ
1979 yılı, memleketin üzerine kara bir perde gibi inmiş, sokakların adeta pusuya dönüştüğü zorlu yıllardı. Necmettin Tarcan’ın hayatı, ideallerini günlük yaşamla birleştiren onurlu bir mücadelenin timsaliydi. O, sadece ekmeğini kazanmak için değil, inançlarını savunmak için de her gün tehlikenin üzerine yürüyordu. Yanında omuzdaşı ve sırdaşı Timur Taban vardı; birlikte sadece İstanbul’un yollarını değil, aynı zamanda zorlu bir davanın da yükünü taşıyorlardı.
CİBALİ’DE BİR CUMA VE SON YAYLIM ATEŞİ
Takvimler, 02 Mart 1979 Cuma gününü gösterdiğinde, bu kahramanın alın yazısı İstanbul’un Cibali semtinde, Karadeniz Caddesi’nde mühürlendi. Necmettin Tarcan ve arkadaşı Timur Taban, o gün de her günkü gibi yürürken, puslu havanın içinden üç Akıncı militan aniden ortaya çıktı.
Bu, bir çatışma değildi; inanca ve cesarete karşı kurulan kalleş bir pusu, namludan çıkan ideolojik nefretin yağmuruydu. Üç militan tarafından acımasızca yaylım ateşine tutuldular. O an, Necmettin Tarcan’ın fedakârlığı somutlaştı; o kurşunlar sadece bedenine değil, bir milletin vicdanına da saplandı.
HASTANE YOLUNDA BİR MİLLETİN ŞEHADETİ
Kanlar içinde kalan iki arkadaş, Cerrah Tıp Fakültesi hastanesine yetiştirilmek üzere derhal yola çıkarıldı. Ancak Necmettin Tarcan’ın yaraları ağırdı; yüreği vatan sevgisiyle doluydu, fakat kurşunların açtığı yara çok derindi. O, ne yazık ki hastaneye ulaşamadı; Cerrah Tıp yolunda, ideal uğruna verdiği mücadelenin en yüce mertebesine erişerek şehit oldu. Yanındaki dava arkadaşı Timur Taban ise yaralı olarak aynı hastanede tedavi altına alındı.
Bu kahpe saldırının ardından karanlık bir ses, gazeteleri arayarak saldırının gerekçesini ilan etti: "İslamcı Gençlik" Akıncılar, liderleri Metin Yüksel’in intikamını almak adına Necmettin Tarcan ve Timur Taban’ı vurduklarını söylüyordu. Böylece Necmettin Tarcan, sadece bir ideali yaşatmakla kalmadı, o dönemin acımasız hesaplaşmasının ve şehadet yolunun da simgesi oldu. İşçi Necmettin Tarcan, inandığı davası için canını ortaya koyarak, tarihin destansı sayfalarındaki yerini ebediyete kadar almış oldu.
"O, Cibali sokaklarında vuruldu; ancak ruhu hastane kapısına varmadan önce, uğruna yürüdüğü ülkülerin göğüne kavuştu."