"Bazıları yirmi birinde bayrağı bir ömür taşımak için doğar; karanlık, ancak omuzlarında şehadetin ışığı yanınca dağılır."
KİMLİĞİ VE İLK ATEŞ
O, soğuk Erzurum rüzgârlarının vatan aşkını öğrettiği İspir’den çıkmış bir yiğitti. Adı Orhan Albayrak’tı. Daha yirmili yaşlarının baharındayken, kimliği yalnızca bir isimden ibaret değildi: O, Türk Milliyetçisi ve Ülkücü Şehit unvanının mirasçısıydı. Gözlerinde Erzurum’un çetin duruşu, yüreğinde ise ülkülerin sarsılmaz ateşi yanıyordu.
ADANMIŞLIĞIN CEPHEHESİ: CEYHAN
Orhan, 21 yıllık kısa ömrüne büyük bir sorumluluk yüklemişti. Çukurova Üniversitesi Ceyhan Meslek Yüksek Okulu'nda Pazarlama Bölümü 2. sınıf öğrencisiydi. Sayfalarca ders notu arasında, o, inancının manifestosunu yazıyordu. Sadece bir meslek sahibi olmayı değil, bir davanın sahibi olmayı seçmişti. Okul içerisinde, fikirlerinin sarsılmaz kalesi olarak, Ülkücü öğrencilerin Bölüm Başkanı görevini üstlenmişti. O, Adana-Ceyhan'daki zorlu cephede, milliyetçi ruhun bayraktarıydı; hiçbir baskıya boyun eğmeyeceğinin canlı ispatıydı.
SON VAKİT: MÜBAREK RAMAZAN VE İFTAR
Takvimler 01 Mart 1994'ü gösteriyordu. O gün, sadece bir tarih değil, kutsal bir andı. Orhan, en mübarek zamanlardan biri olan Ramazan ayının derin huzurunu yaşıyordu. Yemekhanedeydi. Silahsızdı, kalbi orucun arınmışlığı ile doluydu. O an, bir öğrencinin en doğal hakkını, bir müminin en kutsal vazifesini bekliyordu: Orucunu açmak için iftar vaktini bekliyordu.
ŞEHADETE YÜRÜYÜŞ
Huzurla beklediği o masum anda, hainlik karanlık bir gölge gibi çöktü. Gözleri dönmüş komünist militanlar, dinin ve vicdanın en hassas olduğu, en savunmasız olduğu o iftar sofrasına namertçe pusu kurdu. Orhan Albayrak, inançlarına olan sadakati, namlunun ucundaki hedef oldu. Düşman, onun düşüncelerine karşı koyamadığı için, kurşunlarla susturmayı denedi. Masumiyetin doruğunda, mübarek bir beklenti anında, kurşunlanarak yere düştü. O, orucunu açmaya fırsat bulamadan, 01 Mart 1994’te Adana-Ceyhan’da ŞEHADET mertebesine yükseldi.
EBEDİ DÖNÜŞ
21 yıllık kısa ama destansı yolculuğu böylece sona erdi. O, canını davasına adayanlar safına katıldı. Naaşı, ruhunun ve inancının kök saldığı soğuk diyarlara geri döndü. Erzurum'un İspir ilçesi, bağrından çıkardığı bu yiğit kahramanı sonsuzluğa uğurladı. Orhan Albayrak, sadece bir şehit değil; zulme karşı duruşun, inanca bağlılığın ve genç yaşta taşınan büyük bir sorumluluğun destansı sembolü olarak tarihe mühürlendi.
"İftar sofrasına yönelen her kurşun, bir inancı susturamazdı. O, orucunu şehadetle açtı ve adını tarihe altın harflerle yazdırdı."