"Bazı hayatlar kısa sürer; yirmi bahar görür sadece, ama sığmaz zamana ve sadece adanmışlık ateşiyle anılır."
I. KİMLİĞİ VE YÜREĞİNDEKİ YEMİN
O, Ege’nin zeytin kokan toprağı, İzmir’in Selçuk ilçesinin yiğit bir evladıydı. Adı, Harun ÇİVİCİ. Kaderinde bir millete adanmışlık yazılıydı. Henüz yirmi yaşında, hayatın en verimli çağında, nişan yüzüğünün ve gelecek hayallerinin ışığı gözlerinde parlıyordu. Ancak o, sadece bir genç değil, Türk Milliyetçiliği davasına kalbini vermiş bir Ülkücüydü.
Harun’un hayatı, zorlu bir yeminle başlamış, İzmir’in sokaklarında, İsabey İlkokulu’ndan Mimar Sinan’a, Vedid Vaha Pars’a uzanan yoksullukla yoğrulmuş bir eğitim yolculuğuydu. Maddi imkânsızlıklar onu okul sıralarından erken ayırmış olabilir, fakat bu durum, onun ruhundaki çelikleşmiş kararlılığı asla kıramamıştır.
II. SANCILI YILLARIN ÇELİK YIĞITI
Harun ÇİVİCİ, imkânsızlıklar karşısında boyun eğmeyen bir duruşun timsaliydi. Okuldan ayrıldıktan sonra, bilek gücüyle hayatını kurdu; inşaatlarda ‘soğuk demirci’ oldu. O, demiri büken, çeliğe şekil veren bir ustaydı ve bu, onun karakterini de yansıtıyordu. Sadece bedeniyle değil, zekâsıyla da mücadele etti; 1975 yılında Demirciler Derneği'nin düzenlediği kursları başarıyla bitirerek teknik resim diplomasını alması, onun azminin kanıtıydı.
Fiziksel gücünü ve disiplinini sanatla birleştiren bu vatan sevdalısı genç, aynı zamanda ruhunu da çelikleştiriyordu; spora olan derin merakıyla judo çalışmalarına başladı. Harun, sadece bir meslek edinmiyor, milletinin mukaddes davası için bileği güçlü, zihni keskin bir nefer olarak kendini hazırlıyordu.
III. SON KANDİLİN IŞIĞI VE İSYAN
Takvimler 01 Mart 1977’yi gösteriyordu. İzmir Buca’nın Ufuk Mahallesi’nde, Harun, o mübarek Regaip Kandili gecesinde, arkadaşlarıyla birlikte bir kıraathanede oturuyordu. Ekranlarda mevlit okunuyor, manevi bir huzur havayı sarıyordu.
Ancak karanlık, bu huzuru bölmek için geldi. Bir grup Maocu komünist, ellerinde zorla satmak istedikleri nefreti ve ideolojiyi taşıyan dergilerle kahvehaneye daldı. Maneviyâtın sesi olan televizyonu kapattılar. Bu, sadece bir baskın değil, bir inanca ve duruşa yapılan saygısızlıktı.
Fakat Harun ve onun gibi düşünen Ülkücüler, bu saygısızlığa asla izin vermediler. Onlar, ne bir dergiye ne de bir tehdide eğileceklerdi. Kısa ama kararlı bir direnişle, karanlık grubu dışarıya itmeyi, milletin manevi değerlerine saldıranları kovmayı başardılar. Bu, kahramanlık gerektiren, anlık bir duruştu.
IV. BİR MİLLET İÇİN SON NEFES: İZMİR'İN DESTANI
Dışarıya kaçırılan hainler, yüzleşmek yerine en alçak yönteme başvurdu. Korkaklıklarının kanıtı olarak, kahvehaneyi dışarıdan, pervasızca silahla taradılar.
O an, Harun ÇİVİCİ, yirmi yıllık ömrünün en kritik anını yaşadı. O, bir milletin inancını savunduğu o kutsal yerde, mermilerin hedefi oldu. Alnından ve boğazından yara aldı. Direnişin bedelini, kanıyla ödedi.
Hastaneye kaldırıldı, ancak fedakârlığı o kadar büyüktü ki, geri dönüş mümkün olmadı. Harun ÇİVİCİ, 01 Mart 1977 günü, İzmir’de, inancının ve haysiyetinin son kalesini savunurken Şehadet makamına yürüdü. Yirmi yaşında, bir demirci ustası, bir nişanlı ve bir Ülkücü olarak, ismini vatan topraklarının şerefli tarihine, silinmez bir kahramanlık mührüyle kazıdı.
"Harun, o kandil gecesi bir mum gibi eridi, ama onun sönmeyen ışığı, millete adanmış her yürekte bir meşaleye dönüştü."