"Gökyüzü karardığında, bazı hayatlar kaçmayı değil, karanlığa yürümeyi seçer. Onların mirası, bıraktıkları yıllarda değil, uğruna verdikleri savaşın büyüklüğünde yatar."
ALIN YAZISI: TÜRK MİLLİYETÇİSİ
O, sıradan bir isim değil, bir duruşun simgesiydi: İbrahim Topu. Amasya'nın kadim topraklarında, Taşova ilçesine bağlı Uluköy'de filizlenen bu yiğit, hayatının her anını yüksek bir idealin hizmetine adamıştı. O, sadece bir köylü çocuğu değil, köklerinden aldığı gücü, milli bir inanca dönüştürmüş bir "Türk Milliyetçisi" olarak tanınırdı. Onun kimliği, makamlar ve unvanlarla değil, ülküye olan sarsılmaz sadakatiyle mühürlenmişti.
LİDERLİĞİN BEDELİ VE ADANMIŞLIĞIN YEMİNİ
İbrahim Topu'nun hayatı, bir meslek unvanının dar kalıplarına sığmayacak kadar büyüktü. Zira o, kendisi için bir kariyer inşa etmek yerine, gençliğin geleceği için bir kale inşa etmeyi seçmişti. Ülkücü Gençlik Derneği’nin ilçe başkanı olarak, genç ruhlara cesaret aşılıyor, karanlığın en yoğun olduğu dönemde dahi inanç meşalesini elinde tutuyordu. Onun için liderlik, rahat bir koltuk değil; tehditlerin ve tehlikelerin en önünde durmayı gerektiren kutsal bir görevdi. Bu yolda kazanılan her gün, kişisel bir zaferden çok, davasına verilen bir sözdü.
AMASYA'NIN KARANLIK HUDUDU: 01 MART 1979
Tarihler 1 Mart 1979'u gösterdiğinde, Anadolu'nun üzerinde kanlı bir sis çökmüştü. Amasya, yalnızca bereketli toprağıyla değil, ideal uğruna çarpışanların sahası olarak da anılıyordu. İbrahim Topu, ülkesi ve milleti için verdiği kavgada, zorlu bir dönemeçteydi. O biliyordu ki, lider olmak demek, düşmanın ilk hedefi olmak demekti. Ancak korku, onun yüreğine asla sirayet edemedi. O gün, sadece bir tarih değil, bir kahramanlığın ilanı olarak tarihe kazındı.
SON DURUŞ VE BİLİNMEYEN AN
Olay Günü’nün detayları, ne yazık ki, yaşanan trajedinin hızlı ve acımasızlığı içinde kaybolmuştur. Ancak bilinen bir gerçek vardır: Devrimci-solcu komünist militanlar, onu susturmak için pusu kurmuşlardı.
İşte tam bu noktada, İbrahim Topu'nun kahramanlığı en yüce mertebeye ulaşır. Karşısındaki tehlike ne kadar büyük olursa olsun, o anın dehşeti ne kadar ürkütücü olursa olsun, o geri çekilmemiştir. Kurşunlar vatan sevgisiyle dolu göğsüne isabet ettiğinde bile, verdiği karardan pişman olmamıştır. Biz, o son karşılaşmanın saniyelerini bilmeyiz; ama biliriz ki, İbrahim Topu, canını vermeden önce inancını feda etmemiştir. O, sadece kurşunlanarak şehit edilmedi; o, inandığı davanın sancağını kanıyla sulayarak yüceltti.
EBEDİYET VE TOPRAĞA DÖNÜŞ
O vatan sevdalısı nefer, Amasya'nın derinliklerinde susturulduğunda, yankısı bütün yurda ulaştı. Kahramanın naaşı, onu yetiştiren o kutsal topraklara, doğduğu Uluköy'e taşındı. İbrahim Topu, bedenen köyünde toprağa verilmiş olsa da, adanmışlığı ve cesareti ile Türk Milliyetçiliği tarihinin şerefli destanına yazılmıştır. Onun bıraktığı iz, bir mezar taşından çok, gelecek nesillere miras kalan sönmez bir ateştir.
"O an, 1 Mart 1979 sadece bir tarih olmaktan çıktı; bir duruşun, bir yeminin ve Anadolu'nun toprağına düşen bir tohumun adı oldu. Kahramanlar unutulmaz, onlar sadece yurdun kalbine gömülür."