"Görev bittiğinde değil, son nefes verildiğinde omuzlardaki yük hafifler. Kahramanlık, her saniyenin hesaplı olduğu o son adımı atmaktır."
TOPRAĞIN YEMİNİ VE KİMLİĞİ
1949 yılıydı. Karadeniz’in çetin ve onurlu coğrafyası, Ordu’nun Uluğbey İlçesi Aydınlar Köyü, Şenel Şahin’e yuva olmuştu. O, bu toprağın ruhunu taşıyan, gelenekle büyümüş bir vatan evladıydı. Köklerinin derinliği, köyündeki ilkokul sıralarında başlayan basit ama vakur hayatının temelini oluşturuyordu. Ortaokulu Ordu Merkez’de okuyarak ufkunu genişletti, ancak kalbindeki milliyetçi duruş hiç değişmedi. Evliydi ve geride bırakacağı en kıymetli hazinesi olan 3 çocuğu vardı. Onun hayatı, sadece bir bireyin yaşamı değil, aynı zamanda ülkü ve adanmışlığın nesilden nesile aktarılacak sarsılmaz bir yeminiydi.
VATANIN SINIRSIZ YOLCULUĞU VE ATEŞTEN GÖREV
Genç Şenel, Elazığ’daki askerlik hizmetini ifa ederken bile, milletine olan borcunun sadece nöbet tutmakla bitmeyeceğini biliyordu. 1970 yılında, henüz üniforması üzerindeyken, Emniyet Teşkilatına katılmak için müracaat etti. Bir yıl sonra, 1971’de Ankara Polis Okulu’ndan mezun olduğunda, sadece bir memur değil, zor zamanların çelikten iradesi olmuştu. Görevine başkent Ankara’da başladı ve beş yıl boyunca metropolün karmaşasında düzenin teminatı oldu.
Ankara’daki görevinin ardından, Karadeniz’in hırçın dalgalarını yansıtan Trabzon Emniyet Müdürlüğü kadrosuna atandı. Bir yıl da orada, memleketinin farklı bir köşesinde, fedakârlıkla çalıştı. Ancak Vatan, en çetin bekçilerini en zorlu cephelerine çağırırdı. Gönüllü bir sürgün misali, ülkenin güneydoğu sınırına, Şanlıurfa’nın Suruç İlçe Emniyet Amirliği’ne tayin edildi. Üç yıldır Suruç’ta görev yapıyordu. Üstelik o, sadece bir polis memuru değildi; o günlerin ağır siyasi yükünün altında, ideolojik duruşunu netleştiren, teşkilat içindeki dürüstlüğü ve kararlılığı temsil eden POL-BİR üyesiydi. O, vazifesini, inandığı değerlerin son siperi olarak görüyordu.
SON VARDİYA VE KARANLIĞA YÜRÜYÜŞ
28 Şubat 1980, Suruç için sıradan bir gün gibi başlamıştı. Şenel Şahin, gün boyunca görevini hakkıyla yerine getirmiş, zorlu mesaisini tamamlamıştı. Üzerindeki üniformayı çıkarsa da, vatan görevi onun ruhuna işlemişti. Artık tek gayesi, çocuklarının ve eşinin sıcak yuvasına ulaşmaktı. Bu, her polisin, her vatan evladının hak ettiği, sıradan bir yürüyüştü.
Ancak o dönem, pusu kuran hainliğin kol gezdiği, namert kurşunların gölgesinde bir zamandı. Şenel Şahin, yorgun adımlarla evine ilerlerken, karanlığın içinden çıkan bir ihanetle karşılaştı. Komünist bir militanın planlı, alçakça silahlı saldırısı, görevden dönen bu kahramanı hedef aldı.
Silahlar konuştu. O an, Şenel Şahin’in vücudunun çeşitli yerlerine isabet eden kurşunlar, sadece etine değil, milletin vicdanına saplandı. O, son nefesine kadar ülkülerini ve görevini taşıyan bir yürek olmuştu. Ağır yaralandı, ancak teslim olmadı.
ADI ŞANLIURFA'YA YAZILAN DESTAN
Ağır yaralı halde, hayata tutunma mücadelesi vererek hastaneye yetiştirilmeye çalışıldı. Şanlıurfa’ya doğru uzayan o yolda, her geçen saniye, azmi ve fedakarlığı bir destanın mısraları oldu.
Ancak 28 Şubat 1980’in o karanlık gecesi, ne yazık ki en onurlu kahramanlardan birini daha aldı. Şenel Şahin, Suruç’tan Şanlıurfa’ya giden yolda, son nefesini görev aşkıyla vererek Şehitlik makamına erişti.
Vatanın dört bir yanında görev yapmış, ülkülerine ömrünü adamış bu yiğidin naaşı, yola çıktığı ilk noktaya, Ordu’nun Ulubey İlçesi Aydınlar Köyü’nün o mübarek toprağına, yurduna emanet edildi. Orada, başladığı yerde, toprağın huzurunda ebedi istirahatini buldu. O, sadece bir polis memuru olarak anılmayacak; O, 1980’lerin fırtınalı denizinde sarsılmayan duruşuyla, ailesinin gururu, milletinin ebedi emaneti olarak kalacaktır.
"Bazılarının hayatı bir harita gibidir; son durakları, uğruna savaştıkları değerlerin kalbine işaret eder."