"Bazen bir ömrün kahramanlığı, sadece birkaç yıla sığar; lakin o birkaç yıl, gelecek nesillerin yolunu aydınlatan bir meşale olur."
EDİRNE’DEN BURSA’YA UZANAN ATEŞ YOLU
30 Mart 1963’te, Edirne’nin bereketli topraklarında filizlenen bir fidandı TANER KALKANCI. O, hayatının baharını yaşarken, Türk Milletinin üzerinde kara bulutların dolaştığı, ülkülerin ateş pahasına savunulduğu bir döneme denk geldi. Genç yaşına rağmen, duruşunu net bir şekilde belirlemiş, ruhunu Türk Milliyetçiliği davasına adamıştı. Henüz on altı yaşının eşiğinde, omuzlarına ağır bir yük almış, Ülkücü Şehit unvanının mührünü alnına kazımıştı.
İDEALLERİN ARASINDAKİ ÖĞRENCİLİK YILLARI
Taner, yaşamını Bursa Kemerçeşme mahallesinde sürdürüyordu. O, sadece bir genç değil, aynı zamanda geleceğe umut taşıyan bir öğrenciydi. Çınar Lisesi’nin akşam sıralarında eğitimine devam ederken, sokakların kaosa teslim olduğu bir şehirde, hem derslerini hem de davasının nöbetini tutuyordu. Onun için okul çıkışı, sadece eve dönüş değil, aynı zamanda her an pusunun beklediği, idealist olmanın bedelinin her an ödenebileceği tehlikeli bir yolculuk demekti.
O KARANLIK AKŞAM VE VEDANIN EŞİĞİ
Takvimler 20 Mart 1979 tarihini gösteriyordu. Soğuk bir akşamüstüydü. Taner, okul çıkışında, Musa Ateş ve Hayrettin Akbaş gibi davasının ve yolunun yoldaşları olan arkadaşlarıyla birlikte evlerine doğru ilerliyordu. Bu, sıradan bir yürüyüş değildi; bu, bir milletin geleceği uğruna atılan kararlı adımlardı.
Ancak zulüm ve karanlık, gençliğin bu azimli yürüyüşüne tahammül edemedi. Yolun ortasında, hainlik pususunu kurmuş komünist militanlar bekliyordu.
ÜÇ ATEŞİN ARASINDA KALAN KAHRAMANLIK
Hiçbir vicdana sığmayacak bir cüretle, kurulan pusu üç farklı noktadan eş zamanlı bir çapraz ateşe dönüştü. Silahlar patladığında, gençlerin tek suçu, milliyetçi bir ülkü taşımalarıydı. O an, Taner Kalkancı, bir kalkan gibi öne atıldı ya da en zorlu darbeyi aldı; mermiler sırtından onu buldu. Yanındaki yol arkadaşları da bu hain saldırıdan payını aldı: Musa Ateş kolundan, Hayrettin Akbaş ise omzundan yaralandı.
Taner, ağır yaralı halde, hayata tutunma mücadelesi verirken hızla Tıp Fakültesi Hastanesine kaldırıldı.
VAZGEÇİLMEYEN YEMİNİN BEDELİ
Ancak kader, o on beş yaşındaki yiğidin davasını tamamlamadan onu aramızdan alacaktı. Tıbbın tüm imkânları seferber edilse de, o hain çapraz ateşin neden olduğu yaralar çok derindi. TANER KALKANCI kurtarılamadı. O genç yürek, henüz on altı yaşına basmadan, 20 Mart 1979 günü, inandığı değerler uğruna şehadet şerbetini içerek sonsuzluğa yürüdü.
Onun cenazesi, Bursa’nın manevi bekçilerinden olan Emir Sultan Mezarlığına defnedildi. Böylece, davasına adadığı kısacık ömrü, Türk Milliyetçiliği tarihine altın harflerle yazılmış bir destan haline geldi. O, korkunun değil, kararlılığın ve fedakârlığın sembolü olarak anılmaya devam edecektir.
"Genç bedenler toprağa düşebilir; ama adanmış bir ruhun fedakârlığı, nesiller boyu sürecek bir intikam yemini ve bitmeyen bir direniş mirası bırakır."