"Yürek 17'sinde dahi olsa, bir davaya adanmışlık, ölüme meydan okuyan bir destanın başlangıcıdır."
KİMLİK VE ONUR
Tekirdağ’ın yiğit ve bereketli toprağı, Hayrabolu ilçesi, 1980’li yılların karanlığına cesaretle yürüyen bir kahraman doğurdu: Erol Açıkgöz. O, sadece bir birey değil, memleketinin geleceği için inançla yola çıkmış, adını tarihin sayfalarına altın harflerle yazdıran bir Türk Milliyetçisi idi. Mesleği, alnının akıyla kazanılmış bir İşçi olmasına rağmen, asıl kimliği; sarsılmaz bir Ülkücü duruşa sahip olmasıydı.
17 YAŞINDAKİ FİDANIN YÜREK MÜCADELESİ
Henüz 17 yaşındaydı. Hayatın baharında, kanının en deli aktığı çağda, İstanbul’un Küçükçekmece Kanarya Mahallesi'nde yaşasa da, ruhu vatanın geleceği için mücadele ediyordu. Genç yaşına rağmen omuzladığı Ülkücü mücadele, onu karanlık güçlerin hedef tahtasına oturtmuştu. Baskılar dayanılmaz bir seviyeye ulaşmış, ailesinin yüreği endişeyle dolmuştu. Onu korumak adına, bir süreliğine Sefaköy’de, bir akrabasının yanında kalmaya zorlanmıştı. O, geri adım atmadı; sadece, mücadelesinin cephesini değiştirdi. Çünkü biliyordu ki, adanmış bir ruh için korkakça kaçış yoktur, sadece kararlı bir duruş vardır.
TAKİP VE SON DURUŞ
Fakat Erol Açıkgöz’ün yaktığı o ışık, karanlık zihniyet sahiplerinin gözünü kamaştırmıştı. Yer değiştirmesi, düşmanın kinini söndürmeye yetmedi. O karanlık gayenin temsilcileri, devrimci-komünist militanlar, onu Sefaköy’e kadar takip etti. Takvimler 27 Şubat 1980’i gösteriyordu; bir kahramanlık destanının yazıldığı o acımasız gün. Erol, arkadaşlarıyla birlikte gezerken, yollarını kesen bir grup, nefretin en keskin sesiyle bağırdı: “Faşistler burada gezemez.”
İşte o an, 17 yaşındaki bir yiğidin onuru ve cesaretinin, zillet ve korkaklığa karşı dik durduğu an oldu.
GÖĞÜS GÖĞÜSE KAVGA VE ŞEHADET ANITI
Sözün bittiği yerde, Erol Açıkgöz, inancını kalkan yaparak düşmanla göğüs göğüse bir kavgaya tutuştu. O ve arkadaşları, imanı önlerine katıp yürüdüler, mertçe savaştılar. Ancak, dürüst kavgadan aciz olan, yenilgiye tahammül edemeyen devrimci bozuntuları, silaha sarıldı. Onlar ki, er meydanından kaçıp, namertliğe sığınmışlardı.
Korkakça çekilen tetiğin sesleri İstanbul semalarını yırtarken, 17’lik kahraman, başından ve ciğerlerine isabet eden kurşunlarla sarsıldı. O an, bir genç işçinin fidan bedeni yere düştü. Arkadaşı yaralanmış, ancak Erol Açıkgöz, inancından zerre taviz vermeden, 27 Şubat 1980 tarihinde şehadet şerbetini içmişti. O, sadece bir işçi olarak değil, vatanın bekası için canını feda eden büyük bir kahraman olarak tarihe mühürlendi.
EBEDİ UYKU
Davamızın 17'lik neferi, ruhunu teslim ettiği o günden sonra, doğduğu toprakların şefkatli kollarına geri döndü. Tekirdağ'ın Hayrabolu ilçesinde toprağa verildi. Onun şehadeti, sadece bir kayıp değil, gelecek nesillere cesareti ve adanmışlığı miras bırakan ebediyen sönmeyecek bir ışıktır.
"Duruşuyla başlattığı kavga bitmedi; o artık gök kubbede yankılanan, gençliğe rehber olan ölümsüz bir sestir."