"Bazı hayatlar sadece nefes almak için değil, uğruna ölünecek bir inanç için, omuzlara yüklenen kutsal bir vazife için yaşanır. Adil Aydın’ın destanı da böyle başladı."
BİR YİĞİDİN YÜKÜ VE BİTLİS’TEN TAŞINAN ONUR
O, sadece bir isim değildi; omuzlarına erkenden yüklenmiş bir sorumluluğun timsaliydi: ADİL AYDIN. Doğduğu yer olan kadim BİTLİS’in sarsılmaz ruhunu taşıyordu. Henüz 17 yaşındaydı; gençlik baharını dahi tam yaşamadan, hayatın en ağır sınavıyla karşı karşıya kalmıştı.
Kader, ona okulların sıralarını değil, hayatın sert işçiliğini gösterdi. Zira babası amansız bir hastalıkla pençeleşirken, evin tüm yükü ve geçim derdi, bu gencecik kahramanın sırtına binmişti. Adil, mektebini bırakıp ailesini aç bırakmamayı seçti. O, sadece bir evin direği olmakla kalmadı, vatan aşkını yüreğinde taşıyan, inancından zerre taviz vermeyen bir ülkü eri olarak, zorlu hayat mücadelesine atıldı.
MANİSA’DAKİ KÜREK VE DİRENİŞ RUHU
Ekmek davası onu MANİSA topraklarına sürükledi. Alnının teriyle, bileğinin gücüyle yaşamayı kutsallaştırmıştı. Adil, bir kaldırım inşaatında çalışıyordu; elleri taşlarla yoğruluyor, emeğiyle geleceği inşa ediyordu. Yanında, aynı kutsal davaya inanmış bir ülkücü ağabeyisi vardı. Onlar için bu kaldırım taşları, sadece bir yol değil, inandıkları değerler uğruna atılan her adımı temsil ediyordu.
Adil Aydın, fiziki olarak kaldırım döşerken, ruhunda memleketin çetin davasını taşıyordu. O, mücadelesini işini yaparken dahi sürdürüyordu; zira biliyordu ki, o günlerin karanlığında her duruş, her emek, bir direnişin parçasıydı.
27 ŞUBAT 1979: SARUHAN’DAKİ KANLI PUSU
Takvimler, bu destansı hayatın son adımı olan o kara günü gösteriyordu: 27 ŞUBAT 1979. Adil Aydın, Manisa’nın Saruhan ilçesinde, her zamanki gibi helal rızkının peşinde, onurla görevini yapıyordu.
Ne var ki, karanlık ve hain eller, pusu kurmuştu. Çalıştığı esnada, ülkenin huzurunu hedef alan komünist militanların silahlı saldırısı başladı. Bu saldırı sıradan bir çatışma değildi; bu, onuruna ve inancına sahip çıkan 17 yaşındaki bir fidanı susturma girişimiydi.
SON NEFES VE ŞEHADET ANITI
Adil Aydın, geri adım atmadı, kaçmadı. Olay yerinde, namluların karşısında dimdik durdu. Aldığı kurşun yaraları vücudunun çeşitli yerlerine isabet etti. Genç yaşına rağmen, taşıdığı yükün büyüklüğü kadar büyük bir cesaretle düşman ateşiyle çarpıştı. Ve o taşlı yolda, döşediği kaldırımın hemen üzerinde, fedakarlığın ve adanmışlığın en yüksek mertebesine erişti: OLAY YERİNDE ŞEHİT OLDU.
Gözleri, vatanın aydınlık yarınlarını görerek kapandı. O, okuyamadığı kitapların bilgisini, yüreğinin saflığı ve canının bedeliyle yazdı. Şehadeti, o günlerin karanlık Manisa semalarına bir güneş gibi doğdu.
SONSUZ UYKU
Adil Aydın, 17 yaşında, hayatının baharında, ailesinin yükünü sırtında taşırken, vatanın yükünü de omuzlarında taşıyarak ebediyete uğurlandı. Cenazesi, mücadele verdiği Manisa topraklarında toprağa verildi, oraya sadece bir mezar değil, genç bir kahramanlığın ebedi anıtı dikildi.
"O, 17 yaşında bir fidan iken; vatan, onun dökülen kanıyla sulandı. Unutulmuş bir kaldırım taşı değil, şanlı bir destanın ilk tuğlasıdır o."