"Bazı hayatlar, karanlığın en koyu anında yakılmak üzere, kısa ama güçlü birer meşale olarak yaratılır. Onlar, yalnızca inandıkları değerler uğruna yaşarlar, bedeli ne olursa olsun."
KİMLİK VE DOĞDUĞU TOPRAKLAR
Adı: MEHMET KILIÇ. Bu isim, 1980 yılının çetin ve fırtınalı günlerinde, Uşak’ın Eşme ilçesinden yükselen bir yiğitlik çağrısıydı. O, Uşak’ın Eşme ilçesinin toprağıyla yoğrulmuş, köklerini bu kadim Anadolu coğrafyasından almıştı. Bir Türk Milliyetçisi ve Ülkücü olarak, hayatını bir davanın onuruna adamıştı; inançları, sırtına giydiği zırh, kalbi ise yanan bir meşaleydi. Onun varlığı, o dönemin karmaşasında doğru bildiği yoldan asla şaşmayacağının sarsılmaz bir yeminiydi.
ADANMIŞLIĞIN KIZIL ÇİZGİSİ
Mehmet Kılıç'ın mesleği, Eşme’nin sade insanı olmanın ötesinde, içinde yaşadığı ülküye sadakatti. O, sadece bir birey değil, memleketin üzerine çöken ideolojik karanlığa karşı dik duran bir semboldü. 1980 yılının o kasvetli kışında, Türkiye’de adalet ve huzur arayışı, korku ve çatışmalarla sınanıyordu. O, ülküdaşlarının safında, inançlarını ve vatan sevgisini en yüce değer olarak taşıdı. Bu adanmışlık, omuzlarına ağır bir yük, ama aynı zamanda sonsuz bir gurur yüklemişti.
KÖŞELER KÖYÜ'NDE BİRLİK VE TEHLİKE
Takvimler 25 Şubat 1980’i gösterdiğinde, o günün ne kadar acı bir mühür vuracağını kimse bilemezdi. Mehmet Kılıç, Uşak’ın Eşme ilçesine bağlı Köşeler Köyü’ndeydi. O anlar, hayatın en saf ve en neşeli anlarından birine tanıklık ediyordu: Bir düğün töreni. İnsanların bir araya geldiği, sevincin paylaşıldığı bu kutsal anda, siyasi husumet ve ideolojik nefret, en umulmadık köşede pusuda bekliyordu. O, belki de gafil avlanmıştı; zira bir kahraman, neşe anında tehlike beklemeye alışık değildir.
SON ADIM VE VİCDANA SAPLANAN HANÇER
Düğün töreninin huzuru, aniden kopan bir fırtınayla parçalandı. Ülküdaşımız Mehmet Kılıç, bir anlık kahpelikle yüz yüze geldi. Ham metin, o korkunç olayın tüm detaylarını vermez, o anın ne kadar ani ve zalimce gerçekleştiğini vurgularcasına kısadır. Biliyoruz ki, Köşeler Köyü'nde, ideolojik kinin körleştirdiği komünist bir katil tarafından saldırıya uğradı.
O, son nefesinde bile davasının onurunu taşıdı. O son çarpışma, son duruş veya o son bakış, tarihin sessiz sayfalarında kaldı; ancak omuzdaşı olduğu davanın ne kadar büyük bir bedel istediğini tüm Türkiye’ye gösterdi. Mehmet Kılıç, masumiyetin ortasında, bayraklaştırdığı inanç uğruna, o saldırı sonucu şehadet mertebesine yükseldi.
EBEDİYET VE TOPRAĞA VURULAN MÜHÜR
25 Şubat 1980, Mehmet Kılıç’ın isminin bir yıldız gibi Eşme semalarında parladığı gündür. Uşak’ta, doğduğu topraklarda, inandığı değerler uğruna düşen bu yiğidin cenazesi, memleketinde, kendi insanının omuzlarında sonsuzluğa uğurlandı.
O’nun hayatı, bir biyografinin kuru satırları değil; bir dönemin acımasız mücadelesinde, fedakârlığın ve cesaretin destansı bir kanıtıdır. Mehmet Kılıç, Uşak’ın Eşme ilçesinin vicdanına yazılmış, bir milletin hafızasına kazınmış ölümsüz bir kahraman olarak kalmıştır.
"Yüreği vatan sevgisiyle mühürlenmiş olanlar, sadece toprağa değil, milletin vicdanına da gömülürler ve orada ebediyen yaşarlar."