"Yürek, vatanın sınırıdır. O sınırda duran her genç, yazılmayı bekleyen destandır."
GİRİŞ: ON YEDİ YAŞIN ZİRVESİ
Takvimler 25 Şubat 1980’i gösterdiğinde, Samsun sadece bir şehir değil, bir iman kalesinin düşman ateşiyle sınandığı toprak parçasıydı. O gün, adı taşa, yaşı tarihe yazılan bir genç vardı: Türk Milliyetçisi Ülkücü Şehit Adem Taştan. Çarşamba’nın yetiştirdiği bu yiğit, henüz on yedi yaşındaydı; ancak taşıdığı ülkü, çağları aşacak kadar büyüktü. O, geleceği kitapların sayfalarında arayan, ama geleceği uğruna can vermekten çekinmeyen bir lise öğrencisiydi.
YÜKSELEN SES: ADANMIŞLIĞIN MESKENİ
Adem Taştan, Samsun-Çarşamba’da ikamet eden bir ailenin evladıydı. Onun mesleği sadece öğrenci olmak değildi; o, aynı zamanda okumayı seven, düşünce dünyasını Türk-İslam ülküsünün sarsılmaz temelleri üzerine kuran bir neferdi. Onun yaşamı, sadece bir biyografi satırı değil, gönülden bağlılığın manifestosuydu. Her adımını, kuru topraklara değil, bir davaya ait olma şuuruna basarak atıyordu.
TEHLİKELİ YÜRÜYÜŞ: 25 ŞUBAT 1980
O meşum günde, Şehit Adem, ülküdaşlık yeminine sadık kalarak, şimdiki Belediye Binasının arka tarafına düşen caddeden Ülkücü Gençlik Derneği’ne doğru yola çıktı. Yanında, aynı inancı taşıyan iki yiğit arkadaşı daha vardı. Bu üç genç, sadece bir binaya değil, ülkülerinin sancağını taşıdıkları merkeze ilerliyorlardı.
Ancak kader, bu yürüyüşü bir pusuya çevirdi. Sekiz kişilik Devrimci-komünist bir grubun ansızın başlattığı saldırıyla, caddeler bir anda mücadele alanına döndü. Sayıca az olmalarına rağmen, Adem ve arkadaşları geri çekilmek yerine, davalarının şerefini göğüs göğüse verdikleri kavgayla savundular.
CESARETİN SINIRI VE VURULAN YARA
Adem ve arkadaşları, inançlarının verdiği kuvvetle öyle bir direniş gösterdiler ki, sekiz kişilik grubun iki ferdi yaralandı. İlk zafer, adanmışlığın gücüyle kazanılmıştı; komünistler paniğe kapılıp kaçmaya başladılar.
Ancak bu kahramanlık anı, bir tuzak ile noktalandı. Adem ve arkadaşları, kaçanların peşinden giderken, karanlık bir gölge gibi arkadan başka bir komünist grup sokaklara yayıldı. Yiğitler, kaçanlar ile yeni gelenler arasında, iki ateş çemberi arasında kaldılar. Bu, bir çatışmadan çok, bir fedakârlık anına doğru yürüyüşün son safhasıydı.
ŞEHADET: ALINDAN VE KALPTEN VURULAN MÜHÜR
Saldırının doruk noktasında, yediği kurşunlar, Adem’in bedeninde iki kutsal noktayı hedef aldı. Biri, tüm düşüncelerinin, inancının ve davasının kaynağı olan alnı; diğeri ise, Türk-İslam ülküsüne olan sarsılmaz aşkını taşıyan kalbi... O an, on yedi yaşındaki Adem Taştan, bir merminin soğukluğuyla değil, imanın sıcaklığıyla şehadet mertebesine yükseldi.
Samsun sokakları, 25 Şubat 1980 tarihinde, sadece bir canı değil, aynı olayda ülküdaşı Hüseyin Gün ile birlikte, iki destanı kaydetti. Adem Taştan’ın alnındaki ve kalbindeki yara izleri, davanın sonsuzluğa uzanan yolculuğunda, feda edilen gençliğin en güçlü imzası oldu.
"Bazı hayatlar kısa sürer, ama taşıdığı anlam çağları aşar. Adem Taştan’ın şehadeti, on yedi yıllık bir ömrün değil, ebedi bir duruşun özetidir."