"Bir ruha iman girince, beden yorulsa da diz çökmez. O, sadece bir öğrenci değil, inancının son kalesinde nöbet tutan bir Sancaktardı."
İMANIN DOĞDUĞU TOPRAK: NECATİ KAYA'NIN KİMLİĞİ
Tokat’ın Niksar ilçesinden fışkıran bir destan tohumuydu o. Türk milliyetçiliğinin ve Ülkücülük ülküsünün genç bir timsali olan Şehit Necati Kaya. Henüz ömrünün baharında, Niksar Lisesi’nin son sınıf öğrencisiydi. Yaşı genç olsa da, duruşu bilgeydi; ağırbaşlı ve saygılı karakteri, çevresindekilere örnek teşkil ederdi. Ancak Necati'yi emsallerinden ayıran en büyük özellik, yüreğindeki sarsılmaz imanı ve adanmışlığıydı.
O, okulun ülkücü teşkilatlanmasının temel direği, manevi gücün simgesiydi. Kur’an-ı Kerim’i ezberlemiş, sesiyle dinleyenlerin ruhuna işleyen bir gençti. Bu derin bağlılık ve manevi kuvvet, Tokat semalarında yükselen bir ses gibiydi; bazıları için ilham, bazıları içinse kabul edilemez bir meydan okuma...
HASTALIK VE İDEOLOJİK SAVAŞIN GÖLGESİ
Necati’nin bu kararlı duruşu, ideolojik düşmanlarının hedefindeydi. Okulun devrimci-solcu öğretmenlerinden Lütfü Kepenek, Necati’nin davasına ve inancına olan bağlılığından rahatsızdı. O temiz sesin yankılanması, düşman cephede öfke yaratıyordu. Necati, tüm tacizlere ve alaylara karşı uzun süre sabır gösterdi, sükûnetini korudu.
Ancak kaderin yazdığı o kahramanlık sahnesi, bir hastalık gününde gerçekleşti. 25 Şubat 1974’ten hemen önce gelen o uğursuz gün... Necati hastaydı, ateşi vücudunu yakıyordu, ama o, iman ettiği değerlerin nöbetini tutmak için yine de okuluna yürüdü. Yüreğindeki ateş, bedenindeki ateşi bastırmıştı.
ROZETİN DÜŞTÜĞÜ AN: SÖZDEN EYLEME
Sınıfta, inancından taviz vermeyen bu hasta genci gören devrimci öğretmen Lütfü Kepenek, kahpe bir alay ile saldırdı. Sözler, sadece bir genci değil, Necati’nin inandığı tüm kutsalları hedef alıyordu: “Ne o hoca Allahların seni terk mi etti?”
Hasta ve halsiz olmasına rağmen, Necati Kaya o an bir kahramana dönüştü. İnancına yönelen bu büyük tacize boyun eğmedi. Son bir kararlılıkla, o hasta bedenden çelikten bir uyarı çıktı: “Sakın böyle bir kelime daha kullanma!”
Bu uyarı, zalimin öfkesini coşturdu. Komünist öğretmen Lütfü Kepenek, artık sadece sözlerle değil, fiziksel güçle saldırdı. Önce, Necati’nin göğsündeki kutsal sembolü, bozkurt rozetini şiddetle söküp aldı ve pencereden aşağı fırlattı. Bu, sadece bir rozetin değil, Necati’nin kimliğinin ve davasının aşağılanmasıydı.
ŞEHADETE YÜRÜYÜŞ
Rozetin düşüşüyle beraber, şiddet doruğa ulaştı. Devrimci-solcu öğrencilerin yardımıyla, öğretmen Kepenek elindeki demir sopayı kaldırdı. Sınıfın ortasında, tek başına ve hasta olan bu onurlu gence, defalarca, merhametsizce vurdu.
Necati, inancı için aldığı darbelerle yere yığıldı. Göğsünde taşıdığı imanla, başında aldığı darbelerin acısını birleştiren bir fedakârlık abidesiydi o. Apar topar hastaneye kaldırıldı, durumu ağırlaştıkça Ankara Numune Hastanesi’ne sevk edildi.
İki gün boyunca, genç bedeni ölümle pençeleşti, komada kaldı. Her nefesi, Tokat’ta verdiği o onur mücadelesinin son yankısıydı. Ancak bütün çabalar fayda vermedi. 25 Şubat 1974 tarihinde, Tokat’ta, sadece bir öğrenci olarak değil, inancının son kalesi uğruna canını feda eden bir Şehit olarak tarihe adını yazdırdı.
"Vücut düştü ama inanç ayakta kaldı. O, sadece toprağa değil, millete ekilen bir tohum, 25 Şubat 1974’te Tokat semalarında yazılan bir yemin olarak tarihe kazınmıştır."