"Bazıları vatanı sadece yaşarken değil, uğruna ölmeyi göze aldığı dar sokaklarda savunur. Kahramanlık, korkuyu bilmek ve yine de öne atılmaktır."
ETHEM KAYMAZ: VİCDANIN KARTALI
KİMLİĞİ VE BİR YÜREĞİN YÜKÜ
O, Mardin’in sert rüzgârları altında 1948 yılında doğmuştu. Adı Ethem Kaymaz’dı. Hayatı, coğrafyasının zorluğuyla sınanmış, ülküye adanmış bir memurun sessiz direnişini temsil ediyordu. 32 yıllık kısa ömrüne, evlatlarının geleceği için kurulan büyük bir yuvayı sığdırmıştı. Arkasında üç küçük kız çocuğu ve henüz dört aylık hamile eşi vardı. O şehit edildikten sonra, geride kalan ailesi, babasını hiç göremeyecek olan oğlunu dünyaya getirecekti. Nüfus Müdürlüğünde evraklar arasında görev yapsa da, yüreği, ırkçı ve bölücü tehditlerin gölgesi altında bir kalkan gibi duruyordu. Mardin-Savur’da, milliyetçi ve MHP’li olmak, hayatın kendisine biçtiği ağır bir bedeldi.
TEHDİTLERİN YILDIRAMADIĞI DURUŞ
Ethem Kaymaz’ın hayatı, baskıya boyun eğmemenin destanıydı. Bölücü ve komünist militanların hedef listesinin en başında yer alıyordu. Sürekli tehdit ediliyor, yaşadığı ilçeyi terk etmesi emrediliyordu. Ancak o, vatan toprağının satılık olmadığını bilenlerin inancıyla, bu tehditlere aldırmadı. O, sadece bir memur değil, aynı zamanda bulunduğu coğrafyada milliyetçi davanın sarsılmaz kalesiydi. Şehadetinden kısa bir süre önce, bölücü Marksist unsurlarla tek başına kavgaya girişmiş, onların hukuksuzluklarına göğüs germişti. Bu dik duruşunun bedelini ödemiş, “adam dövmek” suçuyla birkaç ay zindanda yatmış, ancak ruhu asla eğilmemişti.
KARDEŞİ İÇİN SON KARAR
20 Mart 1980 tarihine giden yolda, kaderi onu en büyük fedakârlığa çağırdı. Savur Lisesi’nde öğretmenlik yapan kardeşi de onun gibi milliyetçi bir ülkücüydü. Okulda bölücü sloganlar atan komünistlere karşı durmuş, onlara müdahale etmişti. Bu karşı koyuş, bölücülerin kinini kamçıladı ve kardeşi için alçakça bir pusu planlandı.
Ethem Kaymaz, pusu haberini aldığında, ne korkuyu ne de tehlikenin büyüklüğünü düşündü. O an, sadece bir ağabeyin, bir ülküdaşın ve bir kahramanın yapması gerekeni yaptı: Kardeşini korumak için, tehlikenin üzerine yürüdü.
ŞEHADETİN DAR SOKAĞI
İki kardeş, pusunun kurulduğu yerden, o dar ve karanlık sokaktan geçmek zorundaydı. Ethem Kaymaz, kardeşinin önünde yürüdü. O, kalkanı oldu. Tehlikenin ilk vuruşunu göğüslemek için kendini öne attı.
Bölücü komünistler, pusuyu kurdukları masum kardeşi değil, karşılarında Ethem Kaymaz’ın sarsılmaz heybetini gördüler. Onların dehşetle kaplanmış ifadeleri, daha sonra mahkeme kayıtlarına geçecekti: Ethem Kaymaz’dan o kadar korkmuşlardı ki, panikleyerek, hedef gözetmeksizin silahlarını ateşlediler.
20 Mart 1980’de, Ethem Kaymaz, açılan o hain ateş sonucu dar sokağa düştü. O, sadece bir mermiyle değil, kendi iradesiyle kurşunlara siper oldu. O an, bir memur şehit olmadı; ailesini, ülküdaşını ve davasını canıyla koruyan bir dev, dar bir sokağa sığdırdığı son nefesiyle ebediyete erdi.
SONSUZLUĞUN MUHAFIZI
Ethem Kaymaz, Mardin-Savur’da, korkunun bile korktuğu adam olarak tarihe geçti. O, sadece bir hayatı sona erdirmedi; geride kalanlara, tehdit ne denli büyük olursa olsun, haktan ve dürüstlükten asla vazgeçilmeyeceğinin destanını bıraktı. Oğlu, doğduğunda babasını hiç tanımayacaktı, ama babasının adı, onu korumak için hayatını feda eden bir kahraman olarak nesiller boyu anılacaktı.
"Korkunun bile panikleyip tetiğe bastığı o dar sokak, bir memurun değil, bir milletin vicdanına siper olan ebedi bir kahramanın son adımına şahitlik etti."