"Yiğitler, yirmi yaşlarında dahi olsa, ölüme yürürken arkalarında bıraktıkları iz, asırları aydınlatır."
I. YÜREĞİNDE TAŞIDIĞI YEMİN: KİMLİĞİ VE İDEALİ
Mersin’in Tarsus ilçesine bağlı Emirlik Köyü’nde, toprağa bağlı, çiftçi bir ailenin ferdi olarak dünyaya gelmişti Hacı Ali Karakaya. Onun kaderi, sadece köyünün sınırları içinde çizilmeyecekti. Henüz yirmi yaşındayken, gençliğin baharında, omuzlarına millete adanmış büyük bir sorumluluk yüklenmişti.
Lise sıralarından itibaren, ruhunu besleyen tek bir dava vardı: Türk milliyetçiliği. Kuru bir ideal değil, uğruna her şeyi feda etmeyi gerektiren, ateşten bir yemin olarak taşıdı bu inancı. O, sıradan bir öğrenci değil; milleti için mücadele etmeye ant içmiş bir Ülkücü neferdi.
II. İRADENİN OKULU: ANTEP’TEKİ KIZIL ELMA
İlim yolunda da davasının erleri arasındaydı. Gaziantep’teki Ortadoğu Teknik Üniversitesi Kampüsü’nün Makina bölümü sıralarını dolduruyordu; ancak makinelere olan ilgisi kadar, geleceği şekillendirecek genç nesillere de bağlıydı.
Hacı Ali Karakaya, Gaziantep Ülkü Ocakları Derneği yönetiminde aktif görev aldı. En kritik sorumluluklardan biri onun omuzlarındaydı: Lise teşkilatlarının rehberiydi o. Henüz yirmi yaşında, arkasından gelen fidanlara rehberlik eden, onlara sarsılmaz duruşu öğreten bir bilge liderdi. Onun varlığı, sadece bir öğrencinin değil, ülkücü mücadelenin Gaziantep’teki kararlı sesinin temsilcisiydi.
III. SÜKÛNET VE ONUR YÜRÜYÜŞÜ: SON VAZİFE
25 Şubat 1978, Gaziantep semalarına büyük bir acının gölgesi düşmüştü. Bir ülküdaşları, Şehit Şerif Özçubukçu, alçakça bir saldırı sonucu Hakk’a yürümüştü. Hacı Ali ve yoldaşları, şehitlerini son yolculuğuna uğurlamak üzere cenaze törenine katıldılar.
Defin tamamlanmıştı. Geriye, yürekleri yanık ama iradeleri çelikten bir grubun vakur duruşu kalmıştı. Şehirden geri dönerken, düşmanın kışkırtmasına prim vermeden, ülkücülere yakışan o sükûnet ve ağırbaşlılıkla şehir merkezine doğru yürümeye başladılar. Bu, sadece bir yürüyüş değil, adaletin ve onurun sessiz yürüyüşüydü. Onlar, ne bir provokasyonun parçası olmayı kabul ettiler ne de korkuyla sinmeyi. Boyunlarında taşıdıkları imanla, dik duruşlarının bedelini ödemeye hazır bir şekilde yürüyorlardı.
IV. SON NEFES, SON MÜCADELE: 25 ŞUBAT 1978
Yürüyüş devam ederken, alçaklığın en karanlık biçimiyle karşılaştılar. Çevre binaların çatıları ve pencereleri, pusunun kurulduğu o hain noktalar haline gelmişti. Masum ve ağırbaşlı kalabalığın üzerine aniden ölüm saçan bir ateş yağmaya başladı.
Bu namert saldırı anında, davanın iki yiğidi, Hacı Ali Karakaya ve Adil Demiröz, en önde durdukları yerde vuruldular. Kanları, Gaziantep’in asil topraklarına aktı. Sükûnetle yürüdükleri o yolda, geri çekilmeyi reddederek, inançları uğruna en büyük fedakârlığı gerçekleştirdiler.
Hacı Ali Karakaya, 20 yaşındaki ömrünü, bir anlık tereddüt göstermeden, onurun ve sükûnetin sembolü olarak mühürledi. Yüreğinde taşıdığı mücadele, bedeni yere düştüğü anda, sonsuzluğa uzanan bir destana dönüştü. Olay yerinde şehadete yürüyerek, adını Türk Milliyetçiliği tarihinin en şerefli sayfalarına yazdırdı.
"Bazı yürüyüşler mezara, bazı mezarlar ise milletin ebedi hafızasına çıkar. Hacı Ali Karakaya’nın kanı, Gaziantep’in onur sancağını asla indirmedi."