“Bazı hayatlar bir ömre sığmaz, adanmışlık ateşiyle tutuşur ve milletin vicdanına mühürlenir. Onların yürüdüğü yol, ebedi bir destanın başlangıcıdır.”
BİR YÜREĞİN DOĞUŞU: ADİL DEMİRÖZ
Tarih 1958’i gösterdiğinde, Anadolu’nun yiğit köşesi Antalya’nın Elmalı ilçesi, vatan sevgisiyle yoğrulmuş bir evlat kazandı: Adil Demiröz. O, sadece bir birey değil, geleceğin davasını omuzlayacak olan Türk Milliyetçiliği meşalesinin bir taşıyıcısıydı. İlk ve orta öğrenimini toprağını tanıdığı bu kadim şehirde tamamladıktan sonra, gençliğin getirdiği büyük ideallere yöneldi. Bir ülkü uğruna verdiği söz, onun hayat yolunu belirledi.
BİLİM VE İDEAL ARASINDAKİ YEMİN
1976 yılında, sadece bilgi peşinde koşan bir öğrenci değil, aynı zamanda ülkesinin geleceğini inşa etmeye kararlı bir nefer olarak, Adana Mühendislik Yüksek Okulu’nun Makine Bölümünü kazandı. Ancak onun sınıfı sadece derslikler değildi. O, davasına adanmışlığının bir nişanesi olarak Adana Ülkücü Gençlik Derneği’nin yönetiminde aktif görev aldı. Genç bir öğrenci olmasına rağmen, sorumluluk duygusu ve teşkilatçı ruhu, onu mücadele alanının ön saflarına taşıdı. O, makineye değil, milletin geleceğine yön veren çarkları döndüren bir iradeydi.
VAZİFENİN ÇAĞRISI VE 400 YİĞİTLE ZORLU YOLCULUK
Bir ülküdaşının acısı, fedakârlığın çağrısı oldu. Gaziantep’te şehit edilen Şerif Özçubukçu’nun ebediyete uğurlanma törenine katılmak, Adil Demiröz ve arkadaşları için bir zorunluluktu; bu, kardeşliğin ve davanın namusuydu. Tam 400 Ülküdaş ile birlikte, tehlikenin kol gezdiği o günlerde, omuz omuza Gaziantep’e doğru yola çıktılar. Bu yolculuk, sadece bir cenaze merasimi değil, ülkücü kararlılığın çelikten bir gösterisiydi. Onlar, en zor zamanlarda bile kardeşlerini yalnız bırakmayacaklarını tüm cihana ilan ediyorlardı.
KAHRAMANLIKLA YOĞRULMUŞ SAKİNLİK
Vazife yerine getirilmiş, şehit ülküdaşları toprağa emanet edilmişti. Şimdi, karanlık gölgelerin üzerlerinde dolaştığı Gaziantep sokaklarında geri dönüş vaktiydi. O anın dehşeti ve beklenen tuzakların tehdidi altında dahi, Adil ve yoldaşları duruşlarını bozmadılar. Metinde anlatıldığı gibi: Onlar, “Ülkücülere yakışır sakilik ve ağırbaşlılıkla” şehir merkezine doğru yürümeye başladılar. Bu yürüyüş, bir geri çekilme değil, zulme karşı gösterilen onurlu bir meydan okumaydı. Her adım, ölümün soğuk nefesini hissetmelerine rağmen, inancın ateşiyle aydınlatılmış bir destan adımıydı.
25 ŞUBAT 1978: SON SÖZ, SON FEDAKÂRLIK
İşte o an geldi. Yürüyüş devam ederken, alçaklık en beklenmedik yerden, çevre binaların üzerinden kalabalığın üzerine kanlı bir kurşun yağmuru başlattı. Bu, kahramanların alanda çarpışması değil, arkadan ve pusudan yapılan hain bir saldırıydı.
Vatan için canını ortaya koyarak yürüyen Adil Demiröz, o kurşunların hedefi oldu. Genç bedeni, inandığı davasının üzerine kanlar içinde yığıldı. Kader, fedakârlığı yüce bir beraberlikle mühürledi. Hemen yanı başında, aynı kararlılıkla yürüyen Tarsuslu ülküdaşı Hacı Ali Karakaya da vurulmuş, o da kanlar içindeydi.
Gaziantep’in soğuk toprağı, 25 Şubat 1978 günü, iki yiğit gencin, iki ülkücü neferin şahadetine şahit oldu. Öğrenci Adil Demiröz, bir ömre sığmayacak büyüklükte bir inançla, olay yerinde şehitlik mertebesine ulaştı. O, sadece bir öğrenci olarak değil, milleti için hayatını feda eden bir Türk Milliyetçisi olarak tarihin sayfasına yazıldı.
“Onlar yürüdükleri yolda kaybolmadılar; yürüdükleri yolu kutsayarak, geride kalanlara cesaretin ve sadakatin sonsuz tanımını bıraktılar.”