"Bir yiğidin son nefesi, karanlık bir çağın üzerine düşen en parlak ışıktır. O, düğün yerine destan yazdı."
MERSİN'DEN YÜKSELEN YEMİN (KİMLİĞİ VE DOĞUŞU)
Tarihler 1962'yi gösterdiğinde, Anadolu'nun çelikten iradesini taşıyan Tarsus toprağında, Alifakı Köyü'nde bir fidan yeşerdi: MUSTAFA YAĞIR. Ailesiyle birlikte, köklerinin attığı bu kutsal topraklarda yaşayan Mustafa, daha gencecik yaşlarında, yüreğini Türk milliyetçiliği davasına adamış bir Ülkücüydü. Onun kimliği, sadece bir isimden ibaret değildi; o, milletinin geleceğine duyduğu sarsılmaz inancın, her türlü tehdide karşı dimdik duran o soylu duruşun yaşayan timsaliydi.
ADANMIŞLIĞIN ÖTESİNDE BİR DURUŞ (MESLEK VE DAVA)
Hayatının resmi kayıtlara geçecek bir unvanı, bir mesleği belki yoktu; zira o, fani bir mesleğin çok ötesinde, en yüce görevi üstlenmişti: Vatan müdafaası. Onun asıl mesleği, ülküydü. O, 1980 yılının o kasvetli ve gerilimli günlerinde, inançlarından dönmemeyi, yeminini çiğnememeyi kendine vazife edinmişti. Bir milletin kaderinin yazıldığı o zorlu dönemde, Mustafa Yağır, sadece 18 yaşında olmasına rağmen, göğsünde taşıdığı yürekle, tüm tehditlerin karşısında durmaya hazırdı.
DÜĞÜN SALONUNDAN YÜKSELEN NARA (OLAY GÜNÜ)
Takvimler, 24 Şubat 1980 tarihini gösteriyordu. Tarsus, o gün Yuvam Park Aile Gazinosu'nda, köyünün neşeli bir düğününe ev sahipliği yapıyordu. Mustafa Yağır da köylülerinden birinin mutluluğunu paylaşmak için oradaydı. Ancak kahramanların kaderi, en umulmadık anda yazılır. O coşku dolu salonda, komünist militanlar tarafından "konuşmak bahanesiyle" gazinonun kapısına çağrıldı. Bu bir davet değil, bir pusu, bir teslimiyet çağrısıydı.
Kapıda onu bekleyenler, kendilerini silah tehdidi ile sindirmek, inancından vazgeçirmek ve dövmek istiyorlardı. Bir anlık kaçış imkânı varken, o geri adım atmadı. Mustafa Yağır, o karanlık tehdit karşısında onurunu, inancını ve davasını savunmayı seçti. O an, bir düğün salonunun kapısı, bir destan meydanına dönüştü. Silahlı tehdide, şişlere ve bıçaklara karşı göğsünü siper etti. Karşı koyuşu, bir direniş çığlığıydı! Çıkan şiddetli arbede sırasında, o mübarek vücut, defalarca bıçak ve şiş darbeleriyle ağır yaralandı.
SON DİRENİŞ VE DESTANIN MÜHÜRLENMESİ (ŞEHADETİ)
Ağır yaralı halde, son bir umutla Devlet Hastanesi'ne kaldırıldı. 24 Şubat'ı 25 Şubat'a bağlayan o acı gecede, kalbi memleket sevgisiyle yanan genç Mustafa, hayata tutunmak için son mücadelesini verdi. Ancak yarasının derinliği, fedakârlığının büyüklüğüne eşitti. Kaderin yazdığı destan tamamlanmış, bir gün sonra, 25 Şubat 1980 günü, henüz 18 yaşındayken şehadet mertebesine ulaştı.
Mustafa Yağır, hayatını adadığı vatan topraklarında son uykusuna yattı. Cenazesi, doğduğu ve uğruna can verdiği Mersin-Tarsus'un Alifakı Köyü'nde, bir kahramanlık nişanıyla toprağa verildi. O, sadece bir düğün gecesi ölen bir genç değil, ülkü uğruna canını ortaya koymaktan çekinmeyen, yüreğiyle çağ açan bir yiğitti.
"Bazılarının hayatı kısadır; ancak bıraktığı iz, koca bir millete cesaret verir. Mustafa Yağır, adını doğduğu toprağa değil, milletinin ebedi hatıra defterine kanıyla yazdı."