"Bazı hayatlar kısadır, ama yandıkları idealin ateşi, nice asırlık çınarları gölgede bırakır. O, 18 yaşın bütün saflığıyla, bir milletin kaderine omuz verdi."
KİMLİĞİ VE ADANMIŞLIĞIN YEMİNİ
Samsun’un Çarşamba ilçesi, sadece doğduğu topraklar değil, aynı zamanda ruhunun yeşerdiği vatan parçasıydı. Ülkücü Şehit Hüseyin Gün. Henüz hayatının baharındaydı; 18 yaşında, geleceğe dair hayaller kurması gereken lise son sınıf öğrencisi. Ancak O’nun defterinde yazılı olan tek kariyer hedefi vardı: Milli davasına adanmışlık. Çarşamba’da ikamet eden ailesinin huzurunu bir kenara bırakmış, Ülkücü Gençlik Derneği’nin Okul Başkanlığı gibi ağır bir yükü omuzlamıştı. Bu, sadece bir makam değil, tehlikenin tam ortasında durma yeminiydi.
TEHLİKENİN GÖLGESİNDE DURUŞ
Hüseyin, nasıl bir cephede durduğunu çok iyi biliyordu. Canını hiçe sayan duruşunun bedelini daha önce ödemişti; bir saldırı sırasında bıçakla karnından yaralanmış, ancak bu yara izi O’nun cesaretini azaltmak yerine, yüreğindeki sarsılmaz imanı pekiştirmişti. O, tehdide rağmen geri adım atmayan, davasının en ön cephesinde durmayı seçen bir kahramandı. Her adımı, yaklaşan fırtınanın habercisiydi.
SON GÖREV VE KAÇINILMAZ BASKIN
Takvimler, 24 Şubat 1980'i gösterdiğinde, Samsun semalarında sıradan bir gün yaşanıyordu. Hüseyin ve iki ülküdaşı, kaderlerinin yazıldığı o karanlık caddeye yürüyorlardı. Hedefleri, kaleleri olan Ülkücü Gençlik Derneği'ydi; şimdiki Belediye Binası’nın arka tarafına düşen o dar sokak, bir anda milli mücadelenin kanla yazılacak sahnesine dönüştü.
Onlar sadece üç kişiydi. Karşılarında ise, idealleri düşmanlık olan, pusu kurmaya yemin etmiş 8 kişilik devrimci-komünist grup belirdi.
İKİ ATEŞ ARASINDA DESTANSI BİR DİRENİŞ
Saldırı anında tereddüt etmediler. Hüseyin ve iki yoldaşı, geri çekilmek yerine, hayat pahasına göğüs göğüse bir kavgaya tutuştular. Bu, sayısal üstünlüğün değil, imanın gücünün çarpıştığı bir andı. Duruşları o kadar kararlı, mücadeleleri o kadar çetindi ki, düşman safları dağıldı. Komünist gruptan iki kişi yaralanınca, kalanlar paniğe kapılıp kaçışmaya başladılar.
Kahramanlar, zafer sarhoşluğuyla, peşlerine düştüler. İşte tam bu kovalamaca anında, düşmanın kurduğu hain tuzak devreye girdi. Arkalarından gelen başka bir komünist grup, kaçanlarla birleşti. Hüseyin ve arkadaşları, bir anda iki cepheden gelen ateşin arasında kaldı.
O an, Hüseyin'in son duruş anıydı. Savaşın tam ortasında, mermilerin hedefi oldu. Sayıca ezilmişliğin ve hainliğin çemberinde dahi tavizsiz duruş sergiledi. Bir milletin geleceği için 18 yıllık ömrünü adayan o yiğit, aldığı kurşun yaralarından dolayı orada, Samsun'un o dar caddesinde şehadet mertebesine erişti.
Cenazesi, doğduğu ve yaşadığı yer olan Çarşamba’nın toprağına, bir daha asla solmayacak bir kahramanlık nişanesi olarak emanet edildi.
"O, gençliğini ülkesinin geleceğine vakfetti. Bir yara iziyle başlayan hikayesi, kurşunlarla son bulsa da, 24 Şubat 1980'de düşen her Hüseyin, bu milletin sarsılmaz ruhunun bir direği olmuştur."