"Bazı hayatlar, bir fidanın toprağa kök salması gibi, milletin kaderine kök salar. Onlar, en zorlu kışta bile geri dönmeyenlerdir."
KİMLİĞİ VE İŞÇİ DURUŞU
Adı: MEHMET ARAP. Soyadı: Yüreğimize kazınan kahramanlığın ta kendisi.
Onun doğduğu yer belki de kayıtlarda eksik, belki de bir satırda gizli kalmıştı; ama duruşu, bir milletin vicdanında en net harflerle yazılıydı. O, cephesi, adanmışlığı ve imanı olan bir Ülkücüydü. Hayat mücadelesinin en çetin yerinde, Kocaeli’de, emeğiyle var olan, ellerinin nasırı sadece işçiliğinin değil, aynı zamanda davasının da mührü olan bir neferdi. Basit bir unvan taşıyordu: İŞÇİ. Ama taşıdığı yük, bir ülkenin geleceğinin sorumluluğuydu.
ADANMIŞLIĞIN COĞRAFYASI: 1979 KIŞI
Takvimler, 23 ŞUBAT 1979’u gösteriyordu. Tarihin en zorlu kışlarından biri, Kocaeli topraklarını sert bir rüzgârla dövüyordu. Bu coğrafya, sadece soğukla değil, aynı zamanda karanlık fikirlerin yaydığı şiddet ve husumetle de boğuşuyordu. Mehmet Arap, fırtınanın en şiddetli olduğu bu dönemde, inancının sancağını yere düşürmemeye yemin etmişti. O, sessiz kalabalıkların sesi, yalnız bırakılan değerlerin bekçisiydi.
SURHİYE’DE SON YÜRÜYÜŞ
Karanlık, sadece gecenin değil, aynı zamanda dönemin de rengiydi. O gece, merkezden uzakta, sakin ve şirin olan Surhiye köyünün yolları, MEHMET ARAP’ın attığı son adımlara şahitlik ediyordu. Evine dönüyordu Ülküdaşımız. Yorgundu belki bedeni, ama ruhu adanmışlığın ateşiyle yanıyordu.
Ancak karanlık, pusunun gölgesine bürünmüştü. İnsanlık dışı ideolojilerin takipçileri, devrimci solcu-komünist militanlar, bu yiğit İşçi’nin yolunu kesmeyi planlamışlardı. Onlar, sadece bir kişiyi değil, onun temsil ettiği bütün bir duruşu susturmak için bir pusu kurmuşlardı.
EBEDİYETE YAYLIM ATEŞ
Kahraman, tehlikenin kokusunu alsa da geri dönmedi. Mehmet Arap, üzerine kurulmuş olan o soğuk tuzağa, korkusuzca yürüdü. Bilinmezlik, onun teslimiyet değil, kararlılık anıydı.
Militanlar, onu gördükleri an, adeta bir cehennemin kapılarını açarcasına, alçakça ve kahpece bir YAYLIM ATEŞE tuttular. Bu, tek bir kurşun değil, bir inanca ve bir kimliğe sıkılan organize bir sağanaktı. Karanlığın gücü, ışığın ve imanın temsilcisini hedef almıştı.
23 Şubat 1979’da, Kocaeli’nin o sessiz köyünde, bir işçinin kanı toprağa düştü. O kan, ne tesadüfi ne de sıradan bir ölümdü; o, vatan için verilmiş en büyük kararın ve fedakârlığın ebedi mührüydü. Mehmet Arap, şehadet mertebesine yükselerek, bir kahramanlık destanının adını tarihe kazıdı.
"Fani bir bedenin sönmesi, adanmış bir ruhun ölümsüzlüğe yükselişidir. Şehit Mehmet Arap, o yaylım ateşiyle tarihin kalbine ölümsüz bir mühür vurmuştur."