"Yürekler ki, bir ömre sığmayacak kadar büyük bir inancı, yirmi iki bahara sığdırır."
ADANMIŞLIĞIN GENÇ YÜREĞİ
Gaziantep’in mübarek topraklarında doğan Zekariya Korkmaz, sadece bir öğrenci değil, kutsal bir davanın bayraktarıydı. O, fırtınalı 1977 yılının omuzlarına yüklediği en genç fedailerden biriydi. Babasının vefatından sonra hayatın tüm yükü omuzlarına binmişti; hem çalışıyor hem de öğrenimini sürdürüyordu. Bu zorlu hayat mücadelesini, Gaziantep Büyük Ülkü Derneği çatısı altında, milletine ve mukaddesatına hizmet etme yeminiyle birleştirmişti. Onun 22 yıllık kısa ömrü, sadece ders kitapları ve emeğin teriyle değil, aynı zamanda kararlı bir duruşun ve adanmışlığın destanıyla yazılmıştı.
YARIM KALMIŞ BİR MİRAS
22 yaşındaydı. Hayatının ve idealinin zirvesine doğru yürüyordu. Gaziantep İmam Hatip Lisesi’nin son sınıf belemeli öğrencisiydi. Eğitiminin tamamlanmasına ramak kalmışken, o genç dimağ, geleceğin mimarı olma hayalini taşıyordu. O, karanlık çağın puslu günlerinde, ülkücü kimliğiyle bir ışık olmayı seçmişti. Zekariya’nın fedakârlığı, kuru bir biyografi maddesi değil, gelecek nesillere bırakılan, çalışkanlık, iman ve cesaretle yoğrulmuş bir mirastı.
İNANÇ VE KARDEŞLİĞİN SON GECESİ
Tarih 22 Şubat 1977’yi gösteriyordu. Soğuk bir Gaziantep akşamında, saatler 21.30’u vurmuştu. Zekariya Korkmaz, en yakın yoldaşı Habeş Özcan ile birlikteydi. Sıradan bir geceydi; Yeni Hal civarındaki İsmet Paşa Mahallesi’nde bulunan II.Sanayi Sitesi Kahvehanesi’nde oturuyorlardı. Birlikte, ruhlarını dinlendiren bir mevlit programını izliyorlardı. Bu basit, masum ve huzurlu an, o dönemin kalleşliğinin ne denli vicdansızca olduğunu gözler önüne seriyordu. Onlar, ne bir çatışmanın ortasındaydılar, ne de bir eylemin; onlar yalnızca inançlarının huzurunda oturuyorlardı.
ŞEHADET ANINA YÜRÜYÜŞ
Ancak kahramanların kaderi, bazen en huzurlu anlarda, en kalleşçe biçimde tecelli eder. O an, karanlık ideolojilerin pusuya yatmış komünist militanları, kahvehanenin huzurunu yaylım ateşiyle delip geçti. Hiçbir uyarı, hiçbir kaçış şansı yoktu. Kuru bir öfkenin hedefi haline geldiler. Zekariya Korkmaz, duruşu gibi net ve sarsılmaz bir kararlılıkla, mermilerin hedefi oldu. Sadece 22 yaşında, tam da bulunduğu o kutsal yerde, bir nehir gibi aktığı Gaziantep topraklarına devrildi ve tereddütsüzce şehit düştü.
Arkadaşı Habeş Özcan da aynı saldırıda ağır yara almıştı. O, hastaneye kaldırılmasına rağmen kurtarılamadı ve o yüce dava uğruna yoldaşının hemen ardından şehitlik mertebesine erişti. Zekariya Korkmaz, davasının ve inancının bedelini o an, olay yerinde canıyla ödeyerek, adı 22 Şubat 1977 tarihine kazınan ölümsüz bir kahraman oldu.
"O gün, Gaziantep'in kalbine düşen iki ateş, bir destanın başlangıcı oldu; Zekariya Korkmaz’ın adı, şehadetle mühürlenmiş bir sancağa dönüştü."