“Bazı hayatlar, 22 yıllık bir nefese sığsa bile, bir milletin kaderini aydınlatır. Onlar, en karanlık çağlarda bile sönmeyen birer meşaledir.”
KİMLİĞİ VE BİR HAREKETİN YÜREĞİ
O, sarsılmaz bir inancın, çelikten bir iradenin temsilcisiydi. Adı, UĞUR ERKENEZ. Doğduğu topraklar, tarihe kahramanlık mührünü vuran KAHRAMANMARAŞ, ruhuna işlediği destansı bir duruşun kaynağıydı. O, genç yaşına rağmen, idealler uğruna savaşmayı göze almış bir Türk Milliyetçisi Ülkücüydü. Henüz 22 bahar görmüş bu fidan, 1980 yılının o kasvetli ve kanlı günlerinde, vatanın istikbali için İstanbul’da dimdik ayaktaydı.
İSTANBUL'DA YÜKSELEN SES
Uğur Erkenez, sadece bir siyasi kimliğin taşıyıcısı değildi; aynı zamanda ülkesine hizmet etme aşkıyla dolu bir geleceği inşa ediyordu. İstanbul Devlet Mimar Mühendis Akademisi’nin (bugünkü adıyla Yıldız Teknik Üniversitesi) öğrencisiydi; ilimle irfanı, imanla cesareti birleştiren o genç kuşağın öncüsüydü. İstanbul’un kalabalığında, Beşiktaş Şair Nedim Sokak'taki evleri, amcası Yaşar Erkenez ile paylaştığı, zorlu mücadele günlerinde huzur bulduğu son sığınağıydı. Bilmiyordu ki, o sokak yakında kahramanlık kanıyla mühürlenecekti.
21 ŞUBAT 1980: VURULAN ŞAFAK
21 Şubat 1980 sabahı, şafak daha yeni sökerken, huzur karanlık bir ihanetle parçalandı. Saatler 07.45’i gösterdiğinde, altı gözü dönmüş komünist militan, vicdan ve merhametten yoksun bir baskınla o kutsal evi ateşe verdi. Bu, siyasi bir mücadeleden öte, alçakça bir infaz girişimiydi.
Karanlık eller, ev halkını bir bir ele geçirdi. Amcası Yaşar Erkenez'in gözü önünde, baba elleri, oğulları Serdar ve Levent’le birlikte yeğenleri Uğur Erkenez'in de bileklerini bağladı. Onlar, en sevdiklerinin çaresizliğini izlemek zorunda bırakıldılar. Ancak Uğur, son anına kadar korkusuzluğun ve teslim olmamanın onurunu taşıdı.
SON NEFES VE DESTANIN MÜHÜRÜ
Katillerin rahatlığı, işledikleri cinayetin büyüklüğüne yakışır bir soğukkanlılıktaydı. Gözleri bağlanmış, elleri çözülmez zincirlerle sarılmış gençlere karşı, namlular birer birer ateşlendi. Uğur Erkenez ve kardeşi Serdar, başlarından ve vücutlarından aldıkları kurşunlarla anında oracıkta, o kutsal mekânda şehitlik mertebesine yükseldiler. Levent ise, yaraları çok ağırdı; hastaneye kaldırılmasına rağmen kurtarılamayarak o da şehadet şerbetini içti.
Bütün bu dehşet yaşanırken, alçaklar geldikleri gibi, ellerini kollarını sallayarak, sanki hiçbir şey olmamışçasına çekip gittiler. Olayı, dönemin karanlık yüzlerinden olan TKP-MLSP örgütü üstlendi.
Ancak bu baskın, bir yok oluş değil, ebedi bir varoluşun başlangıcıydı. Uğur Erkenez, 22 yaşında iken, baskın ve zorbalık karşısında eğilmeyişinin bedelini canıyla ödedi. O, sadece bir öğrenci değil, Türkiye Cumhuriyeti'nin geleceği için canını feda eden bir Şehit olarak tarihin sayfalarına, unutulmaz bir adanmışlık örneği olarak yazıldı.
“O sabah akıtılan kan, sadece bir ailenin değil, bir idealin mühürü oldu. Uğur Erkenez, 22’sinde İstanbul’a düşen, ama Kahramanmaraş’tan doğan o ebedi sesin yankısıdır: Unutulmayacaklar.”