"İdealler uğruna verilen söz, karanlığın en keskin sabahında kanla mühürlenir. Bazı hayatlar, sadece yaşanmışlık değil, bir kararlılığın bedelidir."
KİMLİĞİN YÜKSEK SESİ VE ADANMIŞ GENÇLİK
O, sadece bir öğrenci değildi; o, 25 yıllık ömrüne sığdırdığı dev bir iradenin temsilcisiydi. Kahramanmaraş’ın asil ruhunu İstanbul’un çetin yollarına taşıyan Serdar Erkenez, henüz gençliğinin baharındaydı. İstanbul Teknik Üniversitesi Maden Mühendisliği sıralarında geleceği inşa ederken, gönlünde taşıdığı milli davaya olan sarsılmaz imanıyla, Beşiktaş Ülkücü Gençlik Derneği yönetim kurulunda onurlu bir görev üstlenmişti. Onun duruşu, kuru bir siyasetten ibaret değildi; ailesiyle birlikte nesilden nesile devredilen, milliyetçi bir yeminin, bir adanmışlığın ta kendisiydi.
ADANMIŞLIĞIN KALESİ
İstanbul’un kalbinde, Beşiktaş Şair Nedim Sokak’taki evleri, sadece bir ikametgâh değil, ülkücü duruşun yıkılmaz kalesiydi. Serdar, babası Yaşar Erkenez’in (Süt Endüstri Kurumunda emeğiyle çalışan bir çınar) gölgesinde, ideallerini yeğeni ve kardeşiyle birlikte besliyordu. Bu yuva, sokakları saran terör ve kaosa karşı dik duran, huzurun ve inancın son sığınağıydı. Ancak düşman, en kutsal sayılan bu sığınağa göz dikmişti.
O VAHŞET DOLU KARANLIK SABAH
Takvimler, 21 Şubat 1980’i gösteriyordu. İstanbul, soğuk bir kış sabahına uyanırken, saatler 07.45’i işaret ediyordu. Gün daha yeni başlamışken, kahpeliğin en şiddetli darbesi bu yuvaya indi. Altı komünist militan, barışın ve ailenin kutsal sayıldığı o ana fısıltıyla değil, silahların gürültüsüyle girdi. Bu, bir çatışma değil, önceden planlanmış, soğukkanlı bir infaz eylemiydi.
ZİNCİRLENEN UMUTLAR VE SON DURUŞ
Hainler, önce baba Yaşar Erkenez’i ve yanlarındaki yeğenini, çaresizliğin en derin noktasına mahkûm etmek için ellerini bağladılar. Yaşlı babanın dehşet dolu bakışları altında, Serdar ve kardeşi Levent ile yeğeni Uğur Erkenez, vicdansızlığın hedefi oldu. Bu caniler, yüzlerinde en ufak bir pişmanlık olmaksızın, üç fidanı babalarının gözü önünde, başlarından ve vücutlarından kurşuna dizdiler. Onlar, sadece genç bedenleri hedef almıyorlardı; bir ailenin onurunu ve bir davanın geleceğini yok etmeyi amaçlıyorlardı.
ŞEHADET ANITI
Kurşunlar sustuğunda, katiller geldikleri gibi, ellerini kollarını sallayarak, inanılmaz bir rahatlık içinde oradan ayrıldılar. Ancak geride bıraktıkları şey, sadece üç cansız beden değil, destansı bir fedakârlığın kanıtıydı. Türk Milliyetçisi Ülkücü Şehit Serdar Erkenez, yeğeni Uğur Erkenez ile birlikte o mukaddes yerde son nefesini verdi ve toprağa düştü. Kardeşi Levent Erkenez ise, yaralı olarak kaldırıldığı hastanede, tutunduğu hayat bağını kaybetmiş ve şehadet mertebesine ulaşarak ağabeyine katılmıştı.
Bu menfur eylemi, karanlık bir gölge olan TKP-MLSP örgütü üstlendi. Ancak şehitler, Serdar Erkenez’in genç yaşına rağmen taşıdığı o yüce imanı ve vatan aşkını, kurşun seslerinin susturamadığı ebedi bir destana dönüştürdüler. Onlar, en kutsal mekânlarında, evlerinde, inançlarından vazgeçmedikleri için katledilen, gençliğin ve ideallerin simgesi oldular.
"Şehit Serdar Erkenez ve dava arkadaşları, en ağır bedeli, en kutsal yuvada ödediler. O karanlık sabahın sesi, bugün dahi cesaretin ve vazgeçilmez bir davanın ebedi türküsü olarak yankılanmaktadır."