"Karanlık en yoğun olduğunda, sadece 27 yıllık ömrüne sığdırdığı iman ve adanmışlık, bir milletin geleceği için siper oldu. O, cephesi kendi evi olan bir öğretmendi."
KİMLİĞİ VE IŞIĞI
Destanların yazıldığı, davanın çetin sınavlara tabi tutulduğu o çalkantılı dönemde, milletinin yüreğinde bir tohum gibi yeşermişti adı: HÜSEYİN FİDAN. O, sıradan bir vatandaş değil; ülküler uğruna yemin etmiş bir Türk Milliyetçisiydi. 27 bahar görmüş gençliğinde, hayatını ilme ve geleceğe adamıştı. Mesleği Öğretmenlikti; sınıflarda genç zihinlere ışık taşıyan, milletin yarınlarını inşa etmeye talip cesur bir nefer. Evliydi; Ankara’nın Hasköy semti, Karakurum mahallesinde kurduğu yuva, sadece bir ev değil, inancının sarsılmaz kalesiydi.
ADANMIŞLIĞIN OCAĞI
Hüseyin Fidan’ın duruşu, babadan miras aldığı bir kararlılığın timsaliydi. Ailesi, dönemin en çetin siyasi rüzgârlarının tam ortasında bulunuyordu. Babası Veli Fidan, Milliyetçi Hareket Partisi’nin Ankara İl Sekreteri görevini taşıyor, aynı zamanda Belediye Encümen üyeliğiyle bu zorlu mücadelede ön saflarda yer alıyordu. Bu adanmışlık, Fidan ailesini hedef tahtasına oturtmuş, yurt edindikleri yuvayı dahi bir cepheye dönüştürmüştü. Onlar, ülkülerinin bedelini her an ödemeye hazır, tehditlerle çevrili bir onur kalesinde yaşıyorlardı.
20 ŞUBAT 1980: BİR CESARET AKŞAMI
Tarih 20 Şubat 1980’i gösterdiğinde, Ankara’nın üzerindeki karanlık bulutlar en ağır halini almıştı. Takvimler, genç bir öğretmenin, bir fikir adamının son mücadelesine şahit olmaya hazırlanıyordu. Akşamın 20.30 sularında, hain bir pusu kuruldu. Korkaklığın ve ideolojik nefretin sembolü olan komünist militanlar, Fidan ailesinin huzurlu yuvasına dışarıdan ateş açtı. Bu, sokakta verilen bir kavga değil; bir inanca, bir aileye ve bir öğretmenin geleceğe dair umutlarına sıkılan kurşunlardı.
SON DİRENİŞİN PERDESİ
O dehşet anında, o karanlık dakikalarda, 27 yaşındaki Öğretmen Hüseyin Fidan’ın ne düşündüğünü, hangi hamleyi yaptığını tarih tam olarak kaydetmemiştir. Ancak sonuç, onun muazzam fedakârlığının en büyük ispatıdır. Açılan menfur ateş neticesinde, Hüseyin Fidan vurularak yere düşmüş, şahadet mertebesine ulaşmıştır. Olay sırasında, babası ve eşi de yaralanmış, ancak hayatta kalmışlardır.
Bu bilinmezlik, onun kahramanlığını daha da yüceltir. O, ailesine ve inancına siper olmuş, mermilere karşı duran o "son adım"ı atmış, evinin eşiğini namusuyla savunmuştur. Hüseyin Fidan, sadece 27 yaşında, bir nesle ışık olmayı hayal ederken; kendi kanıyla, adanmışlığın ve cesaretin destanını yazmıştır.
ŞEHADETİN MÜHRÜ
Genç yaşta şehadete yürüyen, ailesini ve davasını canı pahasına savunan Ülkücü Şehit Hüseyin Fidan, Ankara’nın bağrında, Cebeci Asri Mezarlığı’nda ebediyete uğurlandı. Onun toprağa verilişi, sadece bir cenaze değil; bir dönemin acımasız mücadelesinin ve milliyetçi duruşun sembolü olmuştur. Hüseyin Fidan adı, 1980 yılının karanlık günlerinde, uğruna can verilen vatan idealinin sönmeyen bir meşalesidir.
"Tarih, bazen büyük meydanlarda değil; 27 yıllık bir öğretmenin evinin önünde dökülen kanda yazılır. Onun adı, 1980 karanlığında sönmeyen, genç bir kahramanın fedakârlıkla örülmüş ebedi ışıktır."