"Bazı insanlar bir meslekle anılmaz; onlar, son nefesine kadar taşıdıkları onurlu duruşla anılır ve bu duruş, bir milletin kaderine kalkan olur."
KÖKLERİN VE YİĞİTLİĞİN MÜHRÜ
Tarih 19 Şubat 1980’i gösterdiğinde, Ankara’nın karanlık sokaklarında bir çınarın nasıl devrileceğinin hikâyesi yazılıyordu. O çınar, Yozgat’ın derinliklerinden, Sarıkaya’nın Yukarısarıkaya Köyü’nden filizlenip, başkentin tehlikeli atmosferinde kök salmış olan Ülkücü Şehit Hacı Rahmi Düz’dü. Doğduğu toprakların sarsılmaz inancını ve yiğitliğini taşıyan bu ismin, ilerleyen yaşına rağmen genç bir ülküye adanmışlığı, onu sıradan bir vatandaştan ayırarak destansı bir figür haline getiriyordu.
YAŞI 67, YÜREĞİ BİR DESTAN
Hacı Rahmi Düz, 67 yaşındaydı. Bir ömür geçirmiş, yuvasını kurmuş, hayatın tüm yüklerini omuzlamış, evli ve üç evlat babasıydı. Aile saadeti, Ankara Mamak’taki evlerinde, ülküye adanmışlığın getirdiği bir tehdit altında dahi devam ediyordu. O, hayatını tanımlayan resmi bir meslek etiketi taşımıyordu; çünkü onun mesleği, bizzat yurdunu korumaktı. Sessiz bir kale gibi duruyordu; zira oğlu Durak Turan Düz, Mamak Üregil’de Ülkü Ocakları Başkanlığı gibi tehlikeli ve onurlu bir görevi üstlenmişti.
Bu durum, Hacı Rahmi Düz’ün evini, yalnızca dört duvardan ibaret bir mesken değil, aynı zamanda ülkücü mücadelenin gözdağı verilmek istenen hedef noktası haline getiriyordu. O, ileri yaşına rağmen, evladının ve davasının arkasında bir dağ gibi durmayı seçmişti. Bilinmeyen mesleği, onun asıl görevini gölgelemişti: Ailesinin ve davasının sarsılmaz koruyucusu olmaktı.
O KARANLIK GÜN VE HAİN PUSU
19 Şubat 1980. Ankara’nın Mamak semti, soğuk ve tehlikeli bir sessizliğe bürünmüştü. O gün, Hacı Rahmi Düz’ün yuvası, inancın kalesi olduğu için hedef alındı. Korkaklık ve kinle hareket eden devrimci-solcu komünist militanlar, açıkça yüzleşmek yerine, gece karanlığını ve hainliği seçtiler.
O dehşet anında, evin penceresinden içeri atılan bir bomba, sadece bir binanın duvarlarını değil, bir babanın direncini de hedef aldı. 67 yaşındaki Hacı Rahmi Düz, belki bir anlık koruma refleksiyle, belki de evladına kalkan olma içgüdüsüyle o patlamanın merkezinde kaldı.
KAHRAMANIN SON YOLCULUĞU
Şiddetli patlama, onun bedeni üzerinde geri dönülmez yaralar açtı. Ağır yaralı halde, hayata tutunma mücadelesinin son kalesine, Hacettepe Hastanesi’ne kaldırıldı. Hastane koridorları, yaşlı bir yiğidin hayatla son dansına şahit oluyordu. Dışarıda kalanlar için bu sadece bir tıbbi mücadeleydi; ancak Hacı Rahmi Düz için bu, ülkü uğruna verdiği sözün son nefesiydi.
Tüm çabalara rağmen, hain saldırının açtığı yaralar o kadim bedene çok ağır geldi. Hacı Rahmi Düz, gösterdiği tüm dirence rağmen kurtarılamadı. 19 Şubat 1980 tarihinde, bedelini canıyla ödeyerek şahadet mertebesine yükseldi.
Bu şahadet, sadece bir ölüm değil, 67 yıllık bir ömrün en yüce finali, bir destanın mühürlenişiydi. Naaşı, doğduğu topraklara, Yozgat-Sarıkaya’nın Yukarısarıkaya köyüne götürülerek, beslendiği toprağın bağrına emanet edildi.
DESTANIN SON NEFESİ
Hacı Rahmi Düz, sadece bir baba, bir eş değil; yaşıtlarının inzivaya çekildiği bir dönemde dahi, ülkü uğruna canını feda etmekten çekinmeyen bir kahraman olarak tarihin hafızasına kazındı. Onun boş bırakılan "mesleği" hanesi, tüm bir millete verilen sözün, yaşlı bir bedende taşınan sarsılmaz imanın en büyük kanıtıdır.
"O, ne bir erdi ne de bir neferdi; o, evinin eşiğinde, yaşına bakmaksızın inancını savunan bir kalkan oldu. 19 Şubat 1980’de Hacı Rahmi Düz adı, sadece bir şehit biyografisi değil, zulme karşı direnen 67 yıllık bir onur mücadelesi olarak yazılmıştır."