"Bazı hayatlar sadece yaşanmaz; bir sancağın üzerine kanla yazılır ve o hayatlar, fedakârlığın ebedi bir dersine dönüşür."
VATAN TOPRAĞINDA BİR YEMİN
O, Sivas’ın çelik gibi sert toprağında doğdu. Adı SALİM DORUK’tu. Memleketi olan Hafik İlçesi’nden aldığı güçle, milletinin geleceğine adanmış bir neferdi. Hayatını alın teriyle kazanan bir işçiydi; elleri nasırlı, yüreği ise vatan sevgisiyle doluydu. Yalnızca 24 bahar görmüş, ancak ardında bir yuvanın sorumluluğunu taşıyan, evli ve bir çocuk babasıydı. Onun dünyası, ailesinin geleceği ve mensubu olduğu davanın namusundan ibaretti.
CESARETİN İLK ATEŞİ VE ADANMIŞLIĞIN BEDELİ
Salim Doruk, sadece bir işçi değil, aynı zamanda davasının öncüsüydü. Genç yaşta, Hafik İlçesi Ülkü Ocakları Derneği’nin kurucuları arasında yer alarak, ülkücü hareketin omuzlarında yükseldiği bir lider olmuştu. O dönemin karanlık, kutuplaşmış atmosferinde, inançlarından taviz vermedi. Bir gün, üç komünist militan onun yolunu keserek, davasını sınamak istedi. SALİM DORUK, sayıca üç kat üstün olmalarına rağmen, geri adım atmayı reddetti. Amansız ve onurlu bir kavgaya tutuştu; inancının gücüyle düşmanlarından birini ağır yaralamayı başardı. Bu direnişin bedeli, hürriyetinden mahrum kalmak oldu. O, zulme boyun eğmediği için demir parmaklıklar ardına düştü, ancak içeride dahi davasının asaletini taşımaya devam etti.
ÖZGÜRLÜĞE ÜÇ AY KALA KURULAN PUSU
Salim Doruk’un çilesi sona ermek üzereydi. Adaletin tecelli edeceği, ailesine ve evladına kavuşacağı güne, yani tahliyesine sadece üç ay kalmıştı. Bu umut dolu bekleyişle, yarı açık cezaevinde hayatının normalleşmesini bekliyordu. Kaderin en acımasız cilvesi, tam da bu son düzlükte, hainliğin gölgesini üzerine düşürdü. Olay günü, ülküdaşlarıyla birlikte en masum anlarında, yemek yiyorlardı. Dışarıdan yasa dışı yollarla silah temin eden, kin ve nefretle bilenmiş üç komünist militan, pusu kurdu. Bu, bir çatışma değil, kalabalık ve silahlı bir grubun savunmasız bir yiğide karşı giriştiği alçakça bir suikasttı.
SİVAS'TA YANKILANAN SON NEFES: 19 ŞUBAT 1980
O karanlık saldırı anında, özgürlük hayalleri paramparça oldu. Hain eller, önceden temin ettikleri silahları kahramanın üzerine doğrulttu. SALİM DORUK, bu menfur saldırıda, önce davasının ve ailesinin simgesi olan yüreğinden, ardından ise bütün fikirlerinin kaynağı olan başından vuruldu. 19 Şubat 1980’de, Sivas’ın taş duvarları arasında, 24 yıllık kısa ömrünün son nefesini, inancına olan sadakatinin mührü olarak verdi. Aynı saldırıda, onunla birlikte omuz omuza duran üç ülküdaşı daha yaralanarak, o gün yaşanan zulmün büyüklüğünü kanlarıyla kaydetti.
SALİM DORUK, sadece bir mahkûm, sadece bir işçi değildi; o, vatan toprağında yeşeren idealin, namus uğruna ödenen en büyük bedelin timsali oldu.
"Artık o, Sivas’ın taşında, bir işçinin yüreğinde yankılanan destansı bir yemindir. O yemin ki, 19 Şubat 1980’de sonsuzluğa mühürlenmiştir."