"Ölüm, bazen bir son değil, adanmış bir ruhun sonsuzluğa atıldığı ilk adımdır. Ali Özaydın, işte o adımı atanlardandır."
KİMLİĞİ VE YÖNÜ: BAYBURT’TAN ANKARA’YA YÜRÜYÜŞ
Anadolu’nun sarsılmaz ruhundan, Bayburt’un çetin topraklarından doğdu. Adı, Ali Özaydın’dı. Ömrünün 39’uncu baharında, Ankara’nın Hasköy semtini kendine yurt edinmişti. O, sadece bir eş ve bir baba değildi; o, davası için yaşayan, omuzlarında Türk milliyetçiliğinin yükünü taşıyan bir Ülkü erinin ta kendisiydi. Evladı ve ailesi için yaşarken, gönlünde kocaman bir millet aşkını da barındırıyordu.
IŞIĞA DÖNÜŞEN MESLEK: FAKİRİN KALKANI
Ali Özaydın, meslek olarak Diş Teknisyenliği yapıyordu. Fakat onun elleri sadece sağaltmak için değil, aynı zamanda merhamet dağıtmak için de uzanırdı. Onun dükkânında, vicdan, maddiyattan üstündü. İmkânı olmayan, elinde avucunda parası kalmayan fukara, onun kapısından içeri girdiğinde, muayene ücreti endişesini dışarıda bırakırdı. O, kazancını sadece helal lokmayla değil, gönül dualarıyla da bereketlendiren, çevresince sevilen, koruyucu bir kahramandı. Ali Özaydın’ın duruşu, iyiliğin zulme karşı ne denli çetin bir zırh olabileceğinin ispatıydı.
O KARANLIK ŞAFAK: 19 ŞUBAT 1979
Fakat erdemin aydınlığı, karanlığın nefretini daima üzerine çeker. Ali Özaydın’ın adaleti ve milliyetçi duruşu, puslu gölgelerde sinsice bekleyenlerin hedefi oldu. Takvimler 19 Şubat 1979 Pazartesi’yi gösteriyordu. O gün, masumiyetin üzerine alçakça bir gölge düştü. Sabahın erken saatleriydi; saatler 10:00’a yaklaşırken, Ali Özaydın iş yerinin önünde, her zamanki vatan ve millet sevdasıyla bekliyordu. Belki de o gün iyileştireceği yoksulları, yarın kuracağı büyük ülkeyi düşünüyordu.
KİNİN KUSULDUĞU AN: SON NEFES VE EBEDİYET
O an, gölgelerden nefret fışkırdı. Komünist militanlar, sayıları 3 olan bu korkaklar grubu, önceden hazırladıkları pusuyu hayata geçirdi. Onlar, Ali Özaydın’ın iyilikle parlayan yüzüne bakmaya cesaret edemediler; namertçe, yüreklerindeki kini silahlarına yükleyerek ateşlediler.
Ali Özaydın, geri çekilmedi. O, vatanı için duruşundan taviz vermediği o kutsal toprakta, tam 9 kurşun darbesiyle yere düştü. Dokuz mermi, dürüst bir yüreğin atışını durdurmayı başardı, fakat onun ideallerini ve fedakârlığını ebedileştirdi. Ali Özaydın, kendi iş yerinin önünde, onurla, Ülkücü davasının şehidi oldu. O, bedenini siper ederken, ardında bıraktığı merhamet izlerini ve sarsılmaz duruşunu bir destana dönüştürdü.
"Şehit Ali Özaydın, dokuz kurşunla sadece bedenden ayrıldı, fakat yoksulun duasında, milletin hafızasında ve Ülkücü sancağın her dalgalanışında yaşamaya devam eden ölümsüz bir çınar oldu."