"Bazıları kalemle savaşır, bazıları ise inancın zırhıyla. O, hem mürekkebi hem de canını siper etti."
KİMLİĞİ: İNANÇ VE İRADE
Adı, ülkü uğruna verdiği mücadelenin timsaliydi: Erdoğan Hançerlioğlu. O, sadece sıradan bir vatandaş değil, kırk yaşlarında (40) bileği bükülmemiş bir dava adamıydı. Rolleri; bir kalemin keskinliğini bir liderin duruşuyla birleştiren nitelikteydi. O, sadece bir GAZETECİ-YAZAR değil, aynı zamanda hareketin çelikten iradesini temsil eden bir MHP İLÇE BAŞKANI ve MHP İstanbul İl Teşkilatı eski yönetim kurulu üyesiydi. Sadece İstanbul semalarında değil, bütün bir ülkücü hareketin gönlünde, hakikatin sesi olarak yankılanıyordu.
MÜREKKEPLE DİRENİŞ (HÜR SÖZ’ÜN YEMİNİ)
Erdoğan Hançerlioğlu, Kartal İlçesi’nde çıkan Hür Söz adlı gazetenin sahibi ve yazarıydı. Bu gazete, onun inançlarını yazdığı bir kâğıt parçası değil, karanlığa karşı diktiği bir kale idi. Kalemini, ideallerinin kılıcı yapmıştı. Ancak, hakikati haykırmanın bedeli ağırdı. Yazıhanesi, baskı karşısında eğilmeyen bu güçlü sesi susturmak isteyen komünist militanların defalarca hedefi oldu. Binanın duvarları, uğradığı sayısız saldırının ve bombalamaların izlerini taşıyordu; ama Erdoğan Hançerlioğlu, o izlere aldırmadan, her defasında aynı kararlılıkla, yıktıkları kapıdan yeniden içeri girdi ve yazmaya devam etti. O, bomba seslerinin susmasını değil, hakikatin sesinin yükselmesini seçmişti.
SON AKŞAM: İHANETİN PUSU VE ATEŞ ÇEMBERİ
Takvimler, 19 Şubat 1979 Pazartesi’yi gösteriyordu. Akşamın gölgeleri İstanbul’un üzerine çökmüş, saat 19.00 sıralarını işaret ediyordu. Erdoğan Hançerlioğlu, o gün de mücadelesini vermiş olmanın huzuruyla evine doğru yol alıyordu. O an, cesaretinin karşısına, alçaklığın en organize hali dikildi.
Korkaklar, tek başına yürüyen bir lidere karşı açıkça savaşmayı göze alamamışlardı. İki ayrı araçta sinsice mevzilenmiş, toplam altı komünist katil, o yalnız yiğit için ölümcül bir pusu kurmuştu. Hiçbir uyarı, hiçbir kaçış fırsatı tanınmadan, ihanetin en soğuk ve hesaplı anında, Erdoğan Hançerlioğlu çapraz ateşe alındı. Altı caninin karşısında, elinde sadece ülkülerinin onuru vardı.
KAHRAMANIN SESSİZ VEDASI
O akşam, İstanbul’da sadece bir lider vurulmadı; bir ses, bir kalem ve adanmışlık şehit edildi. Gazeteci-Yazar Erdoğan Hançerlioğlu, inandığı değerler uğruna, canını feda etti. Vücudu yere düştü ama davası asla eğilmedi.
Ne var ki, bu büyük fedakârlığın ardından, utanç verici bir sessizlik yaşandı. Gazetecilerin öldürülmesine en sert tepkileri gösteren çevreler, o gün, bir ülkücünün, bir gazetecinin, bir yazarın, bir liderin kanının dökülmesini görmemezlikten geldiler. O, sadece düşmanının kurduğu pusuya değil, aynı zamanda kamu vicdanının ördüğü sessizlik duvarına da kurban edilmişti.
Erdoğan Hançerlioğlu, adalet için yazdığı her satırın mührünü, 19 Şubat 1979 akşamı kendi kanıyla tasdik ederek şehadete yürüdü.
"Vurulsa da sesi kesilmedi; zira hakikatin bedeli ödenmişti. Ve tarih, bazı yiğitlerin sessizliğe gömülse bile nasıl da yankılandığını yazacaktı."