"Bazı hayatlar bir mermi sesiyle değil, bir duruşun ebedi yankısıyla ölçülür."
ORDU'NUN YÜREĞİNDEKİ MÜHÜR
Mustafa ÇİL. O sadece bir isim değil, kaderin ve adanmışlığın aynı toprakta mühürlendiği bir yemin tablosuydu. Doğduğu topraklar, Karadeniz’in hırçın ve onurlu şehri ORDU, aynı zamanda onun son nefesine şahitlik edecekti. Bu kader, onun ruhuna kazınan ilk ve son coğrafyaydı.
ADANMIŞLIĞIN IŞIĞI
Onun hayatını tanımlayan unvan, bir meslekten çok daha fazlasıydı: ÜLKÜCÜ ŞEHİT. Dünyevi sorumlulukları, hayattaki gayesi her ne olursa olsun (ki bu detaylar zamanın sisleri arasında kaybolmuştur), o, inanç ve ideal uğruna yürünen çetin yolda yerini almıştı. Mustafa ÇİL, davasına yüreğini siper edenlerin saflarında, karanlığa karşı dik duran bir meşaleydi.
KARANLIĞIN ZİRVESİ
Takvimler, milletin en zorlu imtihanlarından birinin yaşandığı 18 ŞUBAT 1980 tarihini gösteriyordu. Soğuk bir kış günüydü; fakat ülkenin üzerindeki gerilim, havadan çok daha ağırdı. Bu tarih, yalnızca bir gün değil, yiğitliğin sınandığı, fedakârlığın en yüksek bedelinin ödendiği bir dönüm noktasıydı. Ordu sokakları, bir yiğidin sonsuzluğa yürüyeceği o karanlık ana hazırlanıyordu.
SON ADIM VE BİLİNMEYEN YEMİN
Mustafa Çil’in hayat yolculuğunu tamamladığı o kritik ana dair ne bir meslek bilgisi, ne de olay gününün detaylı bir kaydı elimizdedir. Hangi görevi icra ettiği, o gün hangi tehlikeye karşı durduğu, hangi siperde mücadele verdiği bilinmezdir.
İşte bu bilinmezlik, onun kahramanlığının en büyük delilidir. O, isimsiz bir kahramanlık ateşi içinde yürüdü. Mesleği, unvanı veya günlük meşguliyetinin önemi yoktu; önemli olan, adanmışlığı için attığı o SON ADIM’dı. O, detayları kaybolmuş bir tehdidin üzerine, inancının sarsılmaz gücüyle ilerledi. Karanlık, onun üzerine nasıl çöktüyse çöksün, Mustafa ÇİL’in duruşu, o günün sisli kayıtlarında dahi eriyip gitmeyen, mutlak bir kararlılığı temsil eder. O, arkasına bakmadan, idealine sadık kalarak, bedeli ne olursa olsun vazifesini yerine getirme yeminiyle ŞEHİT edildi.
ŞEHADETİN EBEDİ TARİHİ
18 ŞUBAT 1980, Mustafa ÇİL’in bu dünyadaki fiziksel varlığını noktaladığı tarih oldu. Ancak o tarih, aynı zamanda bir destanın başlangıcı, Ordu topraklarının bağrında yatan ebedi bir onur belgesidir. Yaşamının detayları zamanın tozuna karışsa da, fedakârlığı ve o zorlu günlerdeki sarsılmaz duruşu, kahramanlık kayıtlarına altın harflerle kazınmıştır.
O, adının yanındaki boşlukları kurguyla değil, vatan için dökülen son nefesle dolduran bir destandır.