"Bazı hayatlar, sadece yirmi bahar yaşasa bile, bir milletin vicdanına mühürlenir ve imtihanın en ağır anında verilen o son nefes, destan olur."
İLKBAHARIN KARANLIĞA KARIŞIŞI: MEHMET ALİ BAŞARAN
ADANMIŞLIĞIN GENÇ YÜREĞİ: KİMLİĞİ VE ÇAĞRISI
Adana’nın yiğit evladı, 1960 doğumlu, henüz hayatının baharında bir fidandı o. Adı, Mehmet Ali Başaran. Kader onu, sadece bir işçi olarak hayatını kazanmak için değil, aynı zamanda Türk Milliyetçiliği Ülkücüsü olarak da zorlu bir mücadeleye çağırmıştı. Mesleği, alın teriyle elektrikçilik yaparak ekmeğini taştan çıkarmaktı; ancak varoluşunun gayesi, bir idealin neferi olmaktı.
Ekmek davası onu, Anadolu’nun kalbinden alıp İstanbul’un çetin sokaklarına, Tarlabaşı’na sürüklemişti. Burada, Beyoğlu Tarlabaşı Halepli Bekir Sokak’ta, mütevazı bir bekar evinde iki ülküdaşıyla omuz omuza yaşıyorlardı. O ev, sadece bir ikametgah değil, karanlık bir çağda vatan sevgisiyle yanan üç genç adamın kalesiydi.
17 ŞUBAT 1980: SESSİZ SABAHIN İHANETİ
Takvimler 17 Şubat 1980 Pazartesi sabahını gösteriyordu. Saatler henüz 10.00’ı vurmuştu. Şehrin koşuşturması başlamadan, Halepli Bekir Sokak’taki o mütevazı evin kapısı, tarihin en acımasız ve korkak saldırılarından birine açıldı. Beş kişilik, MLSP/B militanlarından oluşan karanlık bir güruh, baskın düzenlemişti.
Bu saldırı basit bir cinayet planı değildi; kin ve barbarlıkla örülmüş iğrenç bir senaryonun parçasıydı. Hainler, Mehmet Ali Başaran’ı ve arkadaşlarını zincirle boğarak, insanlık dışı bir infaz gerçekleştirmeyi planlamışlardı.
SON DİRENİŞ VE ATEŞ ÇEMBERİNE YÜRÜYÜŞ
Ancak, o evde sadece üç genç yatmakla kalmıyordu; aynı zamanda büyük bir cesaret ve adanmışlık ruhu da vardı. Hainlerin dehşet verici planı, ülküdaşlarının anlık müdahalesiyle sekteye uğradı. O karışıklık ve fedakar müdahale anında, diğer iki arkadaşı ayaklarından vurularak etkisiz hale getirildi.
Bu kısa süreli direniş, Mehmet Ali Başaran’a bir sığınak sağlamadı; tam aksine, onu doğrudan ateşe sürükledi. Arkadaşlarının hayatını kurtarma pahasına, onların infaz edilmesini engellemek için, o an kurşunların hedefi haline gelme kararını verdi. O an, bir işçinin değil, vatanın onuru için silaha kafa tutan bir kahramanın kararıydı.
Gözünü dahi kırpmadan, geri adım atmadan, namluya karşı duran o genç yürek, militanlar tarafından kurşunlanarak yere serildi. Mehmet Ali Başaran, henüz yirmi yaşındayken, davası uğruna, yuvasının eşiğinde şehadete yürüdü.
ŞEHADETİN SESİ VE EBEDİ MİRASI
Saldırganlar, arkalarında sadece kan ve acı bırakmakla kalmadılar. Bu insanlık dışı eylemlerinin propagandasını yapmak istercesine, olay yerine şu bildiriyi bıraktılar: "Ulaş Bardakçı mücadelemizde yaşıyor."
Ancak o karanlık bildirinin gücü, Mehmet Ali Başaran’ın fedakarlığının yüceliği karşısında silinip gitmeye mahkûmdu. O, ekmeğini kazanmak için geldiği şehirde, ülküdaşları için kalkan olmuş, vicdanını korumuştu.
İstanbul’da son nefesini veren bu genç kahramanın cenazesi, memleketi Adana’ya, o doğduğu topraklara geri döndü. Mehmet Ali Başaran, Adana Asri Mezarlığı’nın kutsal toprağında ebediyete uğurlanarak, yirmi yıllık kısa ömrüyle bir millete kahramanlık dersi verdi. Onun adı, bir işçinin alın teriyle yazılmış destanın ebedi imzasıdır.
"O, sadece bir işçiydi; ama vatanı için hayatını ortaya koyduğu o gün, bir destanın da ilk harfi oldu. Mehmet Ali Başaran, korkaklığa zincirle karşılık verenlere karşı, yüreğiyle mermi savuranların sembolüdür."