"Bazılarının bedeni zindan duvarları ardında erir, ama ruhları gök kubbeye kahramanlık mührü vurur. Onlar, davasının ateşini kalbinde taşıyan adsız destanlardır."
KIRIKHAN'DAN YÜKSELEN ÇELİK YÜREK
HATAY’ın Kırıkhan ilçesinden başlayan kısa ama yiğitlik dolu bir ömür. Adı MEHMET BAŞAK. O, büyük ideallerin sırtlandığı, mütevazı bir hayatın sembolüydü. Toprağın ve demirin gücünü avuçlarında taşıyan bir İşçiydi; Demir-Çelik Fabrikası’nda alın teriyle rızkını kazanıyordu. İskenderun’un Dumlupınar mahallesinde, geride bırakacağı en değerli mirası olan ailesiyle, eşiyle ve biricik evladıyla sade bir yaşam sürüyordu. Takvimler 1982’yi gösterdiğinde henüz 37 yaşındaydı; ömrünün en verimli çağında, vatana ve ülküye adanmış bir babaydı.
ALIN TERİNDEN DİRENİŞE: DARBENİN GÖZALTI ÇEMBERİ
O, sadece bir fabrika işçisi değil, aynı zamanda inancından dönmeyen bir Ülkücüydü. 12 Eylül'ün gölgesi ülkenin üzerine kabus gibi çöktüğünde, adanmışlığı onun kaderi oldu. Hain darbenin karanlık fermanları, onu doğrudan hedef aldı. Mehmet Başak, inançları uğruna ödenmesi gereken bedelin en ağırına talip oldu. Gözaltı çemberine alındı, direnişi kırılmasın diye türlü işkencelere tabi tutuldu. Her bir acı, onun ruhundaki ateşi daha da harladı.
GAZİANTEP ZİNDANINDA BİR KAHRAMANIN SESSİZ SAVAŞI
Yılmadı, eğilmedi ve neticede tutuklandı. İskenderun Bölgesi MHP Davası’nın onurlu sanığı olarak, zindanların soğuk duvarları arasına mahkûm edildi. O artık ailesinden, evinden uzakta, Gaziantep E. Tipi Cezaevi’nin tutsağıydı. Bu demir parmaklıklar ardında süren mücadele, dışarıdaki zulümden farksızdı.
Mehmet Başak’ın bedeni, girdiği bu zorlu savaşta tükenmeye başladı. İşkencelerin ve zindanın ağır koşulları altında siroz hastalığına yakalandı. Bu hastalık, kahramanlık davasının son ve en acımasız sınavıydı. Cezaevi şartlarında yeterli ve insanca bir tedavi imkânı ona tanınmadı. Devletine adanmış bir işçi, davasına bağlı bir baba, demir-çelik fabrikalarında alın teri döken bir yiğit, bu ağır hastalığın pençesinde, adeta ihmalin ve zulmün keskin ucuyla mücadele etti.
17 ŞUBAT 1982: SON NEFES, EBEDİ NİŞAN
O, bir kurşunla değil; davasına olan sadakati, gördüğü eziyet ve tedavi hakkından mahrum bırakılışı yüzünden şehit düştü. 17 Şubat 1982 tarihi, Gaziantep zindanının soğuk duvarlarında bir kahramanın son nefesini verdiği gün oldu. Mehmet Başak, 37 yıllık ömrünü, geride bıraktığı yetim bir çocuk ve kırık bir kalp ile değil; Ülkücü hareketin davasına adanmış, zindanda bile direnişini sürdürmüş, çelik gibi bir ruhun şehadetiyle mühürledi.
O, mücadelesinden bir an bile vazgeçmeyerek, adalet ve inanç uğruna bedenin teslim oluşunu, ruhun zaferine dönüştürdü.
"Onun son nefesi, bir davanın bitişi değil, gelecek nesillerin omuzlarına yüklenmiş, ihmalin asla unutulmayacağı kutsal bir emanet olarak tarihin sayfalarına yazılmıştır."