"Bazı ruhlar, 18 yıllık ömre, bir asırlık vatan aşkını sığdırır. Onlar koşmak yerine, ateşin tam ortasına yürümeyi seçerler."
KİMLİK VE ALIN YAZISI
Adana’nın, Küçük Dikili Köyü’nde filizlenen ve gençliğin en saf çağında, vatanın en zorlu kavgasında sembolleşen bir isimdi o: Şehit Mehmet Mert. Tarih yaprakları 16 Şubat 1980’i gösterdiğinde, henüz 18 yaşındaydı. Ancak onun kısa hayatı, dönemin karanlık Adana’sında, sadece bir biyografi değil, zulme karşı yazılmış destansı bir direniş hikayesiydi. O, bir meslek sahibi olmaya vakit bulamadan, kendini milletinin davasına adayan adsız kahramanlar neslinin yiğit bir ferdiydi.
18 YILLIK BİR DAVA VE ÇELİKLEŞEN YÜREK
Mehmet Mert’in duruşu, aileden gelen bir adanmışlığın eseriydi. Onlar, köklerine bağlı, ülkücü-milliyetçi bir yuvaydı. Ancak bu adanmışlık, büyük bedeller ödemeyi gerektirdi. Evleri kurşunlandı, tehditler havada uçuştu. Ağabeyisi, komünist örgütlerle savaşırken, kirli iftiralarla suçlanarak zindana atılmıştı. Mehmet Mert, tüm bu zulme rağmen yılmadı. Ağabeyisinin boş kalan yerini doldurmak için, Adana Yeşilevler mahallesinde, Marksist ve komünist örgütlerin amansız kuşatmasına karşı dimdik mücadele verdi. Genç yaşına rağmen, omuzlarına aldığı yük, çelikten bir iradeyi beraberinde getirmişti.
İHANETİN GÖLGESİNDE MÜCADELE
Adana, o dönemde bir ihanet ve zulüm çemberiydi. POL-DER adı altında yuvalanmış sözde polisler, adaletin kılıcını bükmüş, komünist militanlarla işbirliği yaparak masumların kanını akıtıyordu. Cinayetler işleniyor, ancak failleri Marksist örgütler değil, düzmece delillerle yine ülkücüler oluyordu. Mehmet Mert ve ülküdaşları, sadece düşmanla değil, aynı zamanda devletin içine sızmış bu hain yapıyla da mücadele etmek zorundaydı. Hem ölenler, hem de tutuklanıp zindanlara atılanlar, vatanın istiklali için mücadele eden gençlerdi. Bu, Mehmet Mert’in kavgayı bırakmak yerine, daha da kenetlenmesini sağlayan, onurlu bir yalnızlıktı.
O KARAR ANINA DOĞRU
16 Şubat 1980 günü, Mehmet Mert bir ülküdaşının evinde misafirdi. Dışarıdaki gerilim, her an patlayacak bir bomba gibiydi. Akşam çöktüğünde, beklenen o kara haber geldi: Mahalle, komünist militanlar tarafından basılmak üzereydi. Bu, evlere saklanma ya da kaçma anı olabilirdi; ancak Mehmet Mert için bu haber, görev çağrısıydı. Tereddüt etmeden, ülküdaşıyla birlikte evin bahçesine çıktılar. Sadece dinlemek, sadece anlamak için değil, o büyük baskına karşı duruş sergilemek için.
ATEŞ ÇEMBERİNE YÜRÜYÜŞ VE SON NEFES
Bahçede, bağrışmaların sesleri kulaklarını doldurdu. Baskının büyüklüğü ve vahşeti, gürültüden anlaşılıyordu. Mehmet Mert, karanlığın içinden gelen bu sesi dinlerken, bir kahramanlık eylemi olarak tehlikenin üstüne yürümeyi seçmişti. Tam o anda, yakınlarında, göğsü vatan sevgisiyle dolu o yiğit kalbe doğru alçakça fırlatılmış bir bomba patladı.
Ortam, toz duman ve acıyla doldu. Mehmet Mert, düşmana karşı son nefesini verirken, vatan toprağına al kanını akıtmış, şahadet mertebesine ulaşmıştı. Yanındaki ülküdaşı ağır yaralandı, ancak Mehmet Mert’in destansı direnişi, 18 yıllık gençlik yemininin mühürü olarak tarihe kazındı. O, canını feda ederek, davanın asla sahipsiz kalmayacağını haykıran ebedi bir meşale oldu.
"18 yaşında şehit düştü. Adı, soyadı ve fedakarlığı, Adana’nın yakıcı kışında, 16 Şubat’ın alnına yazılmış en büyük onur nişanesi olarak kaldı."