"Bazılarının yürüdüğü yol, sadece toprak değil; geleceğin destanının yazıldığı ateş çemberidir."
I. KONYA’DAN YÜKSELEN SES
Anadolu’nun kadim ocağı, erenler diyarı Konya’dan, toprağına ve inancına adanmış bir yiğidin adı yükselir: MUZAFFER ALPTEKİN. Emirgazi Kasabası’nın bereketli topraklarında filizlenen bu genç ruh, sadece bir çiftçi değildi; o, 1973 yılının çetin kışında, 21 yıllık ömrüne sığdırdığı büyük bir yeminin sahibiydi. Yaşı bahar iken, çağının en büyük ideolojik fırtınasına göğüs germe cesaretini gösterdi. Takvimler, onun son nefesini verdiği o karanlık günü, 15 ŞUBAT 1973 olarak kaydetti.
II. RUHTAKİ YEMİN VE HİLALİN BEKÇİSİ
Muzaffer Alptekin, eli nasırlı bir çiftçiydi. Toprağı ekerken, ruhunda Türk-İslam Ülküsünün tohumlarını taşıyordu. Onun mesleği sadece tarlasını sürmek değildi; milletinin geleceğini tehdit eden yıkıcı komünist propagandalara karşı kasabasını ve halkını uyarmak, inançlarının surlarını beklemekti. O, sadece buğdayın değil, imanın ve milli duruşun hasadını yapmak için yaşıyordu. 21 yaşındaki bir alperen olarak, hayatının konforunu bir kenara bırakmış, davasının sancaktarlığını üstlenmişti.
III. ÜÇ GÜNLÜK MEYDAN OKUMA
Bir kahraman, kaderini basit bir anlık olayla değil, vicdanının sesini dinleyerek attığı ilk adımla belirler. Şehadetinden üç gün önce, kasabanın meydanı, karanlık bir ideolojinin zehirli nefesiyle doluydu. Komünist propagandacılar, halkın huzurunu bozuyorken, Muzaffer sessiz kalmayı reddetti. O, tek başına, kalabalığın ortasında bir yıldırım gibi parladı ve onlara hakikatin tokadını indirdi. Fikirleriyle karşılarındaki güruha boyun eğdirdi; onlara "ağızlarının payını verdi." Bu cesur meydan okuma, karanlık güçlerin işine gelmedi. Muzaffer, o an, geri dönüşü olmayan bir yola girdiğini biliyordu; hakikati savunduğu için hedef tahtasına konulmuştu.
IV. YALNIZ BİR KAHRAMANIN SON YÜRÜYÜŞÜ
Kaderin ağı 15 Şubat günü örüldü. Olayın olduğu gün, inanç uğruna verdiği mücadelenin simgesi haline gelen kasaba meydanından evine doğru yürüyordu. Bu, bir çiftçinin yorgun adımları değil, bir fedainin son yürüyüşüydü. Önüne çıkan manzara, dengesizliğin ve gaddarlığın resmidir: Altı kişilik komünist bir grup, bir lidere ve bir fikre saldırmak için pusu kurmuştu. Muzaffer Alptekin, altı gölgeye karşı tek bir ışık olarak direndi.
Saldırı vahşiceydi. Düşmanları, onu yalnızca susturmayı değil, toprağa gömmeyi amaçlamıştı. Gencecik bedeni ağır darbelerle yara alırken, Muzaffer, inancını son nefesine dek savunmayı seçti. Direnişi büyük, fedakarlığı muazzam oldu. Kasaba meydanına yakın bir noktada, yürüdüğü o kutsal toprak üzerinde kan kaybından şehit oldu. Muzaffer Alptekin, 21 yaşında, ideali uğruna canını feda eden, adını tarihin sayfalarına kanıyla yazdıran o yiğitlerden biri olarak Konya’nın kalbine gömüldü.
"Düştüğün yer, sadece bir toprak parçası değil, davanın asla ölmeyeceğinin mührüdür."