"Bazı hayatlar sadece yaşanmaz; bir sancağın altında, zorlu bir yeminle adanır."
KİMLİK VE DOĞUŞ
Selahattin Çokal, adını Tokat’ın bereketli topraklarına, Pazar ilçesinin yüreğine yazdıran mütevazı bir yiğitti. O, toprağına bağlı bir çiftçiydi; ancak ruhu, sadece tarlayı değil, aynı zamanda vatanın geleceğini de sürmekle yükümlüydü. O, iki evladının sığınağı olan bir baba, yuvasının direği olan bir eşti. Bu sade ve onurlu yaşamın ortasında, Selahattin Çokal, bir duruş sergiledi: Pazar İlçesi Büyük Ülkü Derneği’nin kurucuları arasında yer alarak, inancının ilk taşını attı.
ADANMIŞLIĞIN BEDELİ
Onun inancı, sıradan bir fikir olmaktan çok, hayatının merkezine yerleşmişti ve bu adanmışlık, büyük bir bedel gerektirdi. Selahattin Çokal, tehditlerin ve şiddetin hedefi oldu; çünkü o, eğilmeyi reddeden bir semboldü. Hainler defalarca kapısına dayandı; evi yakılmak istendi, emeği olan bahçesi kinle yağmalandı. Ancak o, her saldırıyı bir nişan gibi göğüsledi. Her şiddet eylemi, onun davasına olan bağlılığını çelikleştiren bir yara iziydi; asla geri adım atmadı, asla taviz vermedi.
BİR BABA VE SON YOLCULUK
15 Şubat 1976 günü, Tokat’ta, siyasi hesaplar değil, en saf babalık görevi öne çıktı. Yavrularından biri hastalanmıştı. Yüreği evladı için çırpınan bir baba olarak, Selahattin Çokal, hayatından çok sevdiği çocuğu için gereken ilacı almak üzere yola çıktı. Bu, onun kahramanlık destanının yazıldığı, son, en kritik görevi olacaktı. O, vatan için kılıç kuşanmamıştı belki ama evladına hayat götürmek için çıktığı bu yolda, en büyük fedakârlığı yapmaya doğru ilerliyordu.
15 ŞUBAT 1976: DESTANSI DİRENİŞ VE SON NEFES
Evladına ilaç getirme azmiyle attığı adımlar, karanlığın ortasında kurulmuş kalleş bir pusuya dönüştü. On kişilik, sayıca üstün komünist militanlar, Tokat sokaklarında yolunu keserek bir yiğide karşı on canavarın gücüyle saldırdılar. Tek başına Selahattin Çokal, onlara karşı direndi; ancak düşman, kalleşlikte sınır tanımadı. Bıçaklarla saldırdılar. Bedeni, adanmışlığının nişanesi olarak, kırkın üzerinde bıçak darbesiyle delik deşik edildi.
Düşmanın kalbi, bu destansı direnişten o kadar korkuyordu ki, kırk bıçak darbesi bile kinlerini dindirmeye yetmedi. Onu yere yığdıktan sonra bile, vicdanını yitirmiş eller, bu kahramanın son nefesini kesmek için silahlarına davrandı. Başından vurularak şehit edildi.
Selahattin Çokal, evladına ilaç götürmek için çıktığı yolda, inancına olan sadakati ve geri adım atmayan duruşu uğruna, Tokat’ın kara kış gününde, 15 Şubat 1976’da canını feda etti. O, bir çiftçiydi, bir babaydı ve en önemlisi, inancından vazgeçmeyen büyük bir şehitti.
"Onun hikayesi sadece bir ölüm değil; bir yemin uğruna verilen, toprakla sonsuzlaşan bir hayat dersidir."