“Bazı hayatlar uzunluğuyla değil, bir millete adanmışlığın ateşinde eriyişiyle ölçülür.”
MİLLETİN NEFERİ VE ALIN TERİ
Adı Mehmet Sefer. O, ne bir komutan ne de bir devlet adamıydı. O, yurdu için çalışan, alnının teriyle ekmeğini kazanan, Anadolu’nun temel direği olan bir işçiydi. 1957 yılında, hayatın zorlu olduğu ancak umutların hiç tükenmediği Antalya’nın Gazipaşa ilçesinde dünyaya gözlerini açtı. Ekmel Mahallesi’nin her köşesini bilen bu yiğit ülkücü, inşaatlarda çalışarak hayatını idame ettiriyordu. Sırtında taşıdığı ağır yükler, omuzlarında taşıdığı vatan sevgisinin yanında hafif kalırdı. Onun mesleği sadece işçilik değil, bu vatanın mayasına sessizce can katmaktı. Mehmet Sefer, 23 yıllık kısa ömrüne büyük bir duruş sığdırmıştı.
KARANLIK YILLARIN GAZİPAŞA'SI VE SON TOPLANTI
Türkiye’nin en çalkantılı, ideolojik kutuplaşmanın en keskin olduğu o karanlık yıllardı: 1980. Tehlikenin gölgesi Gazipaşa sokaklarına dahi düşmüşken, Mehmet Sefer ve ülküdaşları inançlarından zerre sapmadı. O gün, 15 Şubat 1980’de, Gazipaşa meydanında bir araya gelmişlerdi. Bu, kuru bir toplanma değil; millî vicdanın, dostluğun ve ortak ideallerin tehlikeye meydan okuduğu bir buluşmaydı. Onlar oturmuş, geleceğe dair umutları konuşurken, hainlik ve karanlık eller sessizce üzerlerine yaklaşıyordu.
O SON YAYLIM ATEŞ VE FEDAKÂRLIK
Meydanın huzuru, vahşetle parçalandı. O an, bir hesaplaşma anıydı. Devrimci solcu ve komünist unsurların açtığı acımasız yaylım ateşi, doğrudan Mehmet Sefer ve arkadaşlarının üzerine yağdı. Bu, masum bir topluluğa karşı gerçekleştirilen, planlı bir suikast girişimiydi.
Mehmet Sefer, inandığı değerlerin bedelini o anda kanıyla ödedi. Belki de bir anlık refleksle, ya da bir ülkücünün doğasında olan fedakârlıkla, mermilerin ilk hedefi oldu. O, canını siper ederken; yanındaki yoldaşları da ağır yaralar aldı, gençlerden biri ise gözünü kaybederek hayatı boyunca sürecek bir iz taşıdı. Mehmet Sefer, düşmana karşı geri adım atmadan, şehadet şerbetini içerek oracıkta Hakk’a yürüdü. O, sadece bir can vermedi; zulme karşı bir duruşun, bir bayrağın direncini temsil etti.
ŞEHADETİN MÜHÜRÜ VE EBEDİ UYKU
Mehmet Sefer’in destanı, acımasız bir yaylım ateşiyle kesilse de, geride bıraktığı iz silinmezdi. 23 yaşında, vatan aşkını yüreğine mühürleyen bu neferin naaşı, doğduğu toprakların şahitliğinde, Antalya Gazipaşa Ekmel Mahalle Mezarlığı’na defnedildi.
O, inşaat işçisi olarak yurdun maddesine katkı sağladı; ülkücü şehit olarak da yurdun maneviyatına, cesaret ve adanmışlık harcıyla katkıda bulundu. Mehmet Sefer’in şehadeti, 15 Şubat 1980’i, sadece bir tarih değil, bir kahramanlık yemini haline getirdi.
“Unutulmasın ki, vatan, Mehmet Sefer gibi 23 yıllık bir ömrün değil, ebedi bir duruşun üzerine kurulmuştur.”