"Bazı hayatlar sadece bir ömür değil, gelecek nesillere yazılmış en büyük derstir."
KİMLİK VE IŞIĞIN ADAMI
O, karanlık bir çağda, cehaletle savaşmayı kendine görev edinmiş bir isimdi: Ahmet Salbaş.
O, sıradan bir vatandaş değil; ilmin ışığını taşıyan, ülkü ve davasına adanmış bir meşaleydi. Mesleği: ÖĞRETMEN. O, sadece bir Ülkücü değil, aynı zamanda Anadolu'nun çocuklarına yarının umudunu aşılayan bir fedaiydi. Kimliği, davasında gizliydi; duruşu, inancının sarsılmazlığından geliyordu.
HİZMETİN KALESİ: BAĞLARCA
Kader onu, zorlu bir görev için Ordu topraklarına, Bağlarca Köyü'ne çağırmıştı. Onun kürsüsü, sadece bir tahta değil, milletin geleceği için kurulmuş bir kaleydi.
Ahmet Salbaş, çalkantılı 1980 öncesi yıllarda, tehditlerin kol gezdiği bir coğrafyada, gönüllü bir nefer gibi görevini ifa etti. O, biliyordu ki, ilim ve irfan; karanlık ideolojilere karşı en büyük silahtır. Bağlarca Köyü'nde yaktığı ışık, sadece ders kitaplarından ibaret değildi; o, milli duruşun ve karakterin dersini veriyordu.
SİNSİ GÖLGELER VE ADANMIŞLIK
Ülkenin üzerine kara bir perde inerken, Ahmet Salbaş'ın tavrı netti: Korku, inancın önünde diz çökmeyecekti. O, her gün sınıfa girerken, sadece öğrencileriyle değil, aynı zamanda dönemin yıkıcı ve bölücü fikirleriyle de yüzleşiyordu.
O, duruşu sebebiyle hedef tahtasına konuldu. Zira hizmet ettiği fikir, komünist ve devrimci solcu militanların yıkıcı hayallerini alt eden, milli bir duruştu. O günlerin Ordu'su, bir öğretmenin kahramanlığına ve necip davasına karşı kurulan pusularla doluydu.
ON BEŞ ŞUBAT: SON VAZİFE
Ve o soğuk, o acı tarih geldi: 15 ŞUBAT 1980.
O gün, Ordu toprakları, bir öğretmenin kanıyla sulanacak, bir ülkü devi sonsuzluğa yürüyecekti. Olay Günü'nün detayları, son anındaki duruşu ve son sözleri tarihin derinliklerinde gizli kalsa da; bu bilinmezlik, onun tehlikeye olan kararlı yürüyüşünün büyüklüğünü gösterir. O, bir ateş çemberine girer gibi, vazifesinin son anına vakur bir cesaretle yürüdü.
İrfan ve millet düşmanları, karanlık emellerini tabanca kurşunlarıyla gerçekleştirdiler. Devrimci solcu-komünist militanlar, Ülkücü öğretmen Ahmet Salbaş’ı kalleşçe şehit ettiler.
Fakat o kurşunlar, sadece bir bedeni susturabildi. Ordu’nun Bağlarca Köyü’nde düşen bu yiğit, canıyla verdiği son dersle, vatan toprağına ebedi bir tohum bıraktı. Ahmet Salbaş, şehadetiyle, inancın ve adanmışlığın en yüksek rütbesine ulaştı.
"Öğretmen, sadece yaşarken değil, düştüğü toprakta da tohum olur ve bu millet, attığı her adımda onun izlerini taşır."